TEKADAM DEVRİMİ - ÖZDEYİŞLER - TÜRK DEVLETİ PDF Yazdır E-posta
Yazar Administrator   
Pazartesi, 16 Mayıs 2011 22:05

 

TÜRK DEVLETİ

 

  • Devlet dediğimiz zaman, her şeyden önce bir insan topluluğu, bir millet varlığı anlaşılır. Bundan sonra, bu insan topluluğunun coğrafi sınırlarla belirlenmiş bir arazide yerleşmiş olduğu görülür...

    Bir milleti meydana getiren kişilerin, o millet içindeki her çeşit hürriyeti; yaşamak hürriyeti, çalışmak hürriyeti, fikir ve vicdan hürriyetinin, güven altında bulundurulması lazımdır. Keza bir milletin tümünün her çeşit hürriyeti, yani kendi topraklarında dıştan bir müdahale ve sınırlama olmaksızın, hür ve bağımsız yaşaması ve çalışması lazımdır. İşte, devlet gerek kişilerin hürriyetini sağlamak için millet üzerinde bir nüfuza ve gerek millet ve memleketin bağımsızlığını koruyabilmek için kendine özgü bir nüfuz ve kuvvete sahip olmalıdır.

    O halde, devlet, belirli bir arazide yerleşmiş ve kendine özgü bir kuvvete sahip kişilerin bütününden oluşan bir varlıktır. ( 1929 )

    (Ayşe Afetinan, Medeni Bilgiler ve M.K.Atatürk'ün El Yazıları, 1969, TTK Yay.)

     

  • Devletin sahip olduğu kuvveti ifade ederken, bu kuvveti kendine özgü diye niteliyoruz. Gerçekten de, devleti oluşturan milletin üzerinde etkisini sürdüren kuvvet, kişi olarak hiç kimse tarafından verilmiş değildir. O, bir siyasi nüfuzdur ki devlet kavramının özünde vardır ve devlet onu halk üzerinde uygulamak ve milleti dışa ve diğer milletlere karşı savunmak yetkisine sahiptir. Bu siyasi nüfuz ve kudrete "İrade veya Egemenlik" denir. ( 1929 )
    (Ayşe Afetinan, Medeni Bilgiler ve M.K.Atatürk'ün El Yazıları, 1969, TTK Yay.)

     

  • Bizim hükümetimizin şeklini ve esasını anlamayanlar veya anlamak istemeyenler vardır. Bu tereddütü gidermek için Anayasanın ruhunu iyi incelemek lazımdır. Gerçekte, Anayasanın özellikle bazı maddelerinin bilinmesi gereklidir. Mesela birinci maddeyi beraber inceleyelim. Madde, iki fıkrayı kapsıyor. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Bu, birinci fıkradır. Efendiler! Bilirsiniz ki irade denilen bir şey vardır. Bir insanın iradesi olduğu gibi, insanlardan oluşan herhangi bir sosyal toplumun da iradesi vardır. İrade vicdanın eğilimi, arzusu demektir. Yani bu manevi bir şeydir. Tanrının isteğini Tanrıya bırakarak şeriat dili ile ifade etmek isterseniz buna insanın sahip olduğu irade deyiniz! Bu manevi olan iradenin ortaya çıkması ve görünmesi için bir araç gereklidir ve vardır ki, ona egemenlik derler! Egemenliğe sahip olmayan bir insan veya bir toplum hiçbir zaman iradesini kullanamaz! Egemenliğini herhangi birisine bırakan bir insan kendi iradesinin kullanılacağından ve uygulanacağından emin olamaz. Bunun için insanlar, milletler kendi iradelerini, kendi vicdanlarının eğilimini yapmak ve uygulamak isterlerse egemenliklerini mutlaka ellerinde tutmak mecburiyetindedirler. Şimdiye kadar milletimizin başına gelen bütün felaketler kendi talih ve geleceklerini başka birisinin eline terk etmesinden kaynaklanmıştır.

    En yakın bir örneği hatırlayalım! Mesela Birinci Dünya Savaşı'na girmek milletin iradesi ile mi olmuştur? Milletin Birinci Dünya Savaşı'na girmek için içten gelen bir isteği var mıydı? Ben zannediyorum ki yoktu. Çünkü Birinci Dünya Savaşı'na girmeden önceki devirlerin her biri felaket ile sonuçlanan safhalar ile dolu idi. Kesin zorunluluk olmadıkça millet harp olsun istemezdi. Öyle olmakla beraber harbe girmiş ise, kabahat kendisinin değildir. diyebilir miyiz? Hayır. Kabahat maalesef kendisindedir. Çünkü egemenliğini başka ellere vermiştir.

    Muharebeye girdikten sonra da ordularımızın Romanya'da, Makedonya'da oyalandırılmasını, İran vahalarında ve Kafkas dağlarında perişan edilmesini milletin iradesi uygun görüyor muydu? Elbette hayır! Fakat bunlar hep meydana geliyordu! Çünkü millet egemenliğini kendi elinde bulundurmuyordu. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra iyi kötü bir ateşkes yapıldı ve bu şekilde milli onur az çok kurtarıldı sanılıyordu. Fakat sonra Kilikya düşman tarafından işgal edildi. Çanakkale ve İstanbul'a düşman girdi. İzmir Yunanlıların hücumuna uğradı. Bu nasıl oldu? Şu şekilde oldu; Millet egemenliğe sahip değildi ve milletin egemenliğini zorla alanlar milletin iradesini değil, kendi iradelerini uyguluyorlardı. Düşmanla beraber hareket ediyorlardı!

    Pekâlâ biliyorsunuz ki, mücadelemizin başlangıcında millet birbiriyle boğazlaştı. Kan döküldü. İstanbul'dan Ayaş'a kadar yerlerde, Konya'da, Yozgat'ta birçok yerde feci sahneler oldu. Bu vurdumduymazlık nereden geliyordu? Yıllarca ve yüzyıllarca egemenliğini kullanmaktan ve egemenliğini kullananların aldatmalarına alışagelmekten ileri geliyordu.

    Bu kadar acı tecrübeler geçiren milletin (ki artık namus ve hayatını korumaya karar vermiştir) bundan sonra egemliğini bir kişiye vermesi kesinlikle mümkün olmayacaktır.

    Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ve milletin kalacaktır! Sonraki cümelde; idare usulü halkın geleceğini bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına dayanır denilmetedir. Bundan bütün milletin işini gücünü brakıp devlet idaresiyle uğraşacaktır anlamı çıkarılmasın! Bu elbette fiilen mümkün değildir. Gerçekten bugünkü sosyal hayatın, vatanlarının genişliği ve hayatın devamının sağlanmasındaki meşguliyetin çokluğu gözönüne alınırsa, buna hem imkân hem de lüzum yoktur. Maddedeki ikinci fıkra yönetim usulündeki prensibimizi ifâde emektedir. Buna göre milletin geleceğine yalnız ve ancak millet egemen olacaktır. Milleti temsil eden milli iradeyi millet namına sınırlı ve belirli bir zaman için manevi şahsiyetinde toplayan Millet Meclisi bile en sonunda millet tarafından yenilenebilir. Esas olan millettir. Egemenlik onun olduğu gibi idare hakkı da onundur.

    Bizden önce, bugünkü yeni Türkiye Devletinden önce, Osmanlı Devletinden ve daha önce Selçuklu Devletinde ve böyle geçmişe yürüdüğümüz zamanda bunlara da temel oluşturan devletlerde görülen idare şekli mutlakiyet idi. Son zamanlarda Osmanlı Hükümeti ismen meşrutiyet oldu. Selçukluların yıkılmasından sonra yalnız Ankara'da Cumhuriyet idaresine rastlıyoruz.

    Bütün dünya tarihinde ve bugün de dünya yüzünde mutlakiyet idaresine meşrutiyet idaresine rastlıyoruz. Bir de Cumhuriyet esasına dayalı hükümetler görürüz. Bildiğiniz Meşrutiyeti ve Cumhuriyeti esas alan hükümetler teşkilatı, kuvvetler ayrımı prensibine dayalı kabul edilmektedir. Biz kuvvetler birliği esasına dayanarak hükümet kurduk.

    Bu iki görüşten hangisinin doğru olduğunu ve hangisinin milli egemenliği daha iyi temsil ettiğini burada açıklamayacağım. Meclis'te verdiğim bir uzun nutukta bu husustaki görüşümü kesin olarak ifade etmiştim. Bence gerçekte kuvvetler ayrımı yoktur. Kuvvetler birliği vardır.

    (...)

    Milletler egemenliklerini geçici olarak da olsa verecekleri meclislere dahi lüzumundan fazla güvenmemelidir. Çünkü meclisler bile istibdat ( keyfi hareket ) edebilirler. Ve bu istibdat, şahsi istibdattan daha öldürücü olabilir. Bunun için meclisler belirli zamanlarda yenilenir. Bu sayede milli egemenlik daha daha emniyetli, esas ve şartlara bağlanmış olur. Meclisler uygun görülenden fazla uzun süre devam ederse, bu takdirde vekillerle temsil edilenler arasındaki görüşler birbirinden ayrılmaya ve bağlar çözülmeye başlar. Nihayet vekiller başka şey, temsil edilenler başka şey düşünmeye başlarlar.

    Efendiler! Meclisler belirli devre içinde vazife yaparken dahi vekillerle temsil edilenler arasında önemli konularda da anlaşmazlık meydana gelemez mi? Bu da olmayacak şey değildir. Meclislerin öyle kararları olabilir ki, kararlar gerçekten milletin hayatında tedavisi mümkün olmayan zararlar meydana getirebilir. Bu da başlı başına bir sorundur. Bu hususta da yasal önlemler lazımdır. Millet her ihtimale karşı egemenliğini korumak zorundadır. Bu hususta yapılagelen şey tekrar milletin genel oyuna başvurmaktır. Bugünkü meclisimiz milli egemenliğin âşığıdır. Bundan sonrakilerin de öyle olcağına şüphem yoktur. Bunlar elbette bu gibi önlemleri tam olarak bilirler. (...) ( 1923 )

    (Arı İnan, Gazi M.Kemal Atatürk'ün 1923 Eskişehir-İzmit Konuşmaları, 1982)

     

  • Devlet bir iradeye, bir egemenliğe sahiptir. O'nu ifade etmek ve yerine getirmek için birtakım vasıtalara muhtaçtır. Bu vasıtaları kapsayan devlet teşkilatında Millet Meclisi ve Hükümet teşkilatı esastır. ( 1929 )
    (Ayşe Afetinan, Medeni Bilgiler ve M.K.Atatürk'ün El Yazıları, 1969, TTK Yay.)

     

  • Yeni Türkiye Devletinin yapısının ruhu milli egemenliktir. Milletin kayıtsız şartsız egemenliğidir. (1923)
    (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt:I, 1945)

     

  • Meclis yalnız milletindir. Ve ancak milletin vekillerinden oluşur. Milletin verdiği yetki ve görevleri yapan kişilerden ibarettir. Bundan dolayı yalnız ve yalnız milletindir. Ve Meclis ancak milletin emrine itaat etmek zorunluğundadır. ( 1923 )
    (Arı İnan, Gazi M.Kemal Atatürk'ün 1923 Eskişehir-İzmit Konuşmaları, 1982)

 

< ÖZDEYİŞLER >

 

Özdeyişlerin Yazılmasında Yararlanılan Temel Kaynaklar :

Söylev (Nutuk), TDK Yayınları, 1978.

Söylev I-II-III, Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Cumhuriyet Kitapları, 2004.

Medeni Bilgiler (Yurttaşllık Bilgileri), Cumhuriyet Kitapları.

Atatürkçülük,Atatürk'ün Görüş ve Direktifleri,MEGSB,1988,Genelkurmay Başkanlığınca hazırlanmıştır.

Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri, Dr. Utkan Kocatürk, 1. Baskı, 1969.

Çarşamba, 14 Eylül 2011 15:08 tarihinde güncellendi