Yazdır E-posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

AHMET TANER KIŞLALI

 

NEYİN YILDÖNÜMÜ?

Dün 30 Ağustos'tu.

Büyük zaferin yıl dönümü... Savaş, zafer ve Mustafa Kemal'in öne çıkan askerlik kişiliği. Büyük, olağanüstü bir komutanın öyküsü...

Oysa hepimiz de biliyoruz ki asker Mustafa Kemal'i; devlet adamı, devrimci Atatürk'ten ayırmaya olanak yok!

Ne Atatürk'ün kafasında böyle bir ayrım var, ne de yaşamında ve eyleminde.

Yıl 1916... Aylardan Nisan...

Mustafa Kemal, 26 Mart'ta 16. kolordu komutanlığına atanmış, 1 Nisan'da paşa olmuş. Ama daha paşalığına sevinemeden, Rus işgalindeki Siirt'in durumunu görmek için cepheye koşmuş...

Silvan'a dönerken, yolda arkadaşı Yarbay İzzettin ( Çalışlar ) ile karşılaşıyor. Bir ağaç altında oturup söyleşirken Mustafa Kemal'in konusu savaş değil:

"Örtünme ve kapanmanın kaldırılması... toplumsal yaşamın düzene sokulması... yetenekli anneler yetiştirilmesi... kadınlara bağımsızlık ve eşitlik..."

İnanılır gibi değil, ama gerçek!

* * *

Abdülhamit, Alatini Köşkü'nde sürgün günlerini yaşıyordu.

Mustafa Kemal de görevli olarak zaman zaman köşke gelip gitmekteydi. Sultan Hamit'in kızı Ayşe Sultan bu genç subayı uzaktan hayranlıkla izliyordu. Ve O'nu "çok yakışıklı" buluyordu.

Nezihe Araz'a göre, o günlerdeki bir anısını şu sözlerle anlatmıştı:

"Babam bu genç zabiti çok beğeniyor ve üstünde duruyordu. Bir gün bana, 'Bu gence çok dikkat etmeleri lazım. Çünkü çok güçlü kişiliğe sahip. İlerde çok önemli işler yapabilir' demişti."

Bunları anlatırken sesinden en ufak bir sitem ya da kırgınlık belirtisi yoktu. Sayın Araz dayanamayıp bunun nedenini sorduğunda şu yanıtı aldı:

"Doğru olanı yaptı. Bizim devrimiz bitmişti. Hanedan içinde br imparatorluğu idame ettirecek güç kimsede yoktu artık."

Atatürk padişahlığı yıktı. Osmanlı hanedanının son temsilcileri ya kaçtı ya da ülkeden kovuldu... Ama - bildiğim kadarı ile - hiçbirisi, yurt dışında bile Atatürk aleyhinde konuşmadı.

* * *

"Resmi Tarih'in bizi aldattığının davul zurna ile ilan edilişinin üzerinden kaç yıl geçti?

Hani... Mustafa Kemal'i Samsun'a götüren gemi kırık dökük değil, transatlantik kadar büyük ve güçlüydü yalanları... Daha üç yıl önce bunları RP'liler yayıyordu. O zamanlar Kemalistlere "laikçiler" diye saldıran, şimdilerde Atatürkçü kesilen bazı özel TV'ler de - mal bulmuş mağribi gibi - bu yalanların reklamını yapıyordu.

Oysa o yolculuğu yaşayanların anıları ortada.

Mustafa Kemal, geminin kaptanı İsmail Hakkı Bey'e sorar:

- Hangi rotayı takip ediyorsunuz?

- Ne rotası paşam? Allah'a sığındık gidiyoruz... Pusula yok, parekete bozuk. Böyle bir geminin rotası mı olur ki!

Ama "resmi tarih" bizi bir yerde yanılttı.

Aslında Atatürk, Samsun'a ayak bastığında bir düş kırıklığı yaşamıştı. Beklediği ilgiyi, heyecanı bulamamıştı. Bir suskunluk, küskünlük bulmuştu... Hem de İzmir'in işgali gibi bir olaya karşın...

Ama Atatürk'ün kişiliği ve bugüne ışık tutan yaşamöyküsü, işte bu noktada önem kazanıyor.

Konuşuyor, anlatıyor, uyarıyor... Bıkmadan... Kendine ve toplumunun insanına duyduğu güvenle...

Sonuç?

"Ve suskunlar bir süre sonra, Kurtuluş hareketinin en heyecanlı, en içtenlikli, en yürekli kahramanları oldular."

* * *

Dün 30 Ağustos'tu. Öne çıkan da Atatürk'ün asker kişiliğiydi...

Dâhi bir komutan!.. Doğru.

Ama asker kişiliği içinde de, o askeri dehanın önüne geçen bir özelliği vardı.

Mütareke yapılmış. Ülke yer yer işgal edilmiş. Genç subaylar, yurtseverler üzüntü içinde... İşte o ortam içinde, Mustafa Kemal'i Atatürk yapan özelliklerden birisi, İsmet İnönü'nün şu satırlarında gizli:

"Mütareke'yi kaldırıp mücadeleye girmek fikri ( Mustafa Kemal'den gayri ) hiç kimsede yoktu!"

Sevdiğim bir laf vardır: "Cüce büyük adamın yakından görünüşüdür" diye... Nezihe Araz'ın son kitabı "Mustafa Kemal'in Devlet Paşası"nın satırları arasında dolaşırken bu sözü anımsadım.

Asker Atatürk... Devrimci ve devlet adamı Atatürk... Ve "insan" Atatürk...

Ve "Gençliğimde Atatürk'ü eleştirmiş olmaktan dolayı şimdi utanıyorum" diyen Aziz Nesin haklı çıkıyor... Atatürk yakınlaştıkça büyüyor. Puttan, insana dönüştükçe yüceliyor.

 

Kaynak : A.Taner KIŞLALI - Cumhuriyet, 31 Ağustos 1997 ( Ben Demokrat Değilim )