Yazdır E-posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

AHMET TANER KIŞLALI

 

COLOMB'UN YUMURTASI: KADINLAR!

Birkaç yıl önceydi.

Fakültemizde alışılmamış bir tören yapılıyordu. Her sınıfın birinci, ikinci ve üçüncülerine ödüller veriliyordu.

Bir de fark ettik ki, aralarında tek bir erkek yok...

"Demokratik Toplumcu Çağrı" için yapılan doruk toplantısındaydık. Daha sonra çok kişinin "Kemalizm geçmişin bekçiliği değil, geleceğin öncülğüdür" sloganı ile tanımladığı metin tartışılıyordu.

Birçok ünlü isim vardı. Ama olayı somuta götürme çabasının iki öncüsü de kadındı: Türkân Saylan ve Necla Arat.

Kimisi kaytardı. Kimisi ince hesaplar yaptı. Kimisi kendi isteği olmadı diye çekildi. Ama toplantıdaki iki kadın, giderek yarı yolda kalan bier çabayı sırtlayıp sürdürdü.

2000'ler Türkiyesi'ne çıkış yolunu çizen çağrı, ÇYDD ve kadın kuruluşlarının anayasası oldu!

* * *

Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının verilişinin 64'üncü yılında iki "hazin" olayı yaşıyoruz.

Türkiye'nin ilk kadın başbakanı sanına sahip bir kadın, Türk kadını için utanç kaynağı olmuş. Ve ılımlı sağın en büyük partisi ANAP, kendi genel başkanının aday gösterdiği kadınları bile yönetime seçmemiş.

Atatürk döneminde, en yüksek kadın milletvekili oranı Finlandiya'daydı. Onun hemen arkasından da, yüzde 4.5 ile Türkiye geliyordu.

Şimdi İsveç'teki milletvekillerinin yüzde 43'ü kadın. Türk kadınından tam on yıl sonra siyasal haklarına kavuşmuş olan Fransa'da bile, oran yüzde 12'yi buldu.

Ama Türkiye artık en sonlarda.

Türk siyasal yaşamındaki yozlaşma ile, Meclis'teki kadın oranı ters orantılı. Kadın oranı azaldıkça, yozlaşma artıyor.

Üniversitede ise, kız öğrenci oranı arttıkça, sınıflardaki ortam iyileşiyor.

Kızlar daha devamlı... Daha dikkatli... Daha çalışkan... Daha nazik...

Ve onların sınıftaki yoğunluğu, erkek öğrencileri de kendilerine çeki düzen vermeye zorluyor.

* * *

 

Atatürk, Tevfik Fikret'in bir dizesini yinelemekten hoşlanıyordu:

"Elbet sefil olursa kadın, alçalır beşer."

Cumhuriyetin ilanından hemen sonra, ilk kurulan sivil toplum örgütünün Türk Kadınlar Birliği oluşu bir rastlantı değildi. Türk kadını, hatta kendi partisini kurmak isteyecek kadar bilinçli, birikimli ve hevesliydi. Atatürk ise, kadını devrimin itici güçleri arasına katmak için kararlıydı.

Bir derste bu konuyu tartışıyorduk. Sordum:

- Kadının eğitimi ve toplumsal yaşama etkin biçimde katılması konusuna, Atatürk acaba niçin bu kadar önem verdi?

Bir kız öğrenci yanıtladı:

- Çünkü iyi yetiştirilmiş bir anne, çocuğunu da iyi yetiştirir.

Yanıt kuşkusuz ki yanlış değildi, ama eksikti. Asıl önemli noktayı içermiyordu.

Atatürk demokrasiye niçin inanmışsa, kadının katkısına da o nedenle önem vermişti.

Amaç, ortaçağ karanlığında yaşayan bir toplumu çağın aydınlığına taşımaktı. Böylesine köklü bir devrimi Atatürk kim ile yapacaktı? Halkıyla...

Demokrasinin, halkın gücünü harekete geçirebilmenin, halkı etkin kılmanın en etkili yolu olduğuna inanıyordu. Kadın ise, o halkın yarısıydı.

Ve kadınsız bir devrim, hızı ve gücü yarı yarıya azalmış bir devrim demekti!

* * *

Bugün demokrasinin neresindeyiz?

Kadınsız demokrasi... Gençsiz demokrasi... Giderek halksız ve haksız bir demokrasi...

Yozlaşmış!

Bugün devrimin neresindeyiz?

Yanılgıların, sapmaların ve hıyanetlerin doruğunda; temellerin bile sarsıntı geçirdiği bir noktada!

Kadın, sağduyu ve ciddilik demektir... Genç insan ise enerji ve idealizm...

Sağduyudan, ciddilikten, enerji ve idealizmden yoksun bir demokrasinin yozlaşmasından daha doğal ne olabilir ki!

Ve de yozlaşmış bir demokraside, devrimin değil karşı devrimin yasalarının geçerli olmasından da daha doğal bir şey olamaz!

* * *

Demokrasimizi de, toplumumuzu da bunalımdan kurtarmanın çok kestirme bir formülü var: Meclis dahil, kadınların her düzeyde ve en az üçte biri oranında temsilini zorunlu hale getirmek!

İşte, Colomb'un yumurtası kadar yalın ve etkili bir çözüm...

Umudumuz kadınlar!

 

Kaynak : A.Taner KIŞLALI - Cumhuriyet, 13 Aralık 1998 ( Ben Demokrat Değilim )