Yazdır E-posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

AHMET TANER KIŞLALI

 

HANGİ YAŞAR KEMAL? (2)

Yazmak istemediğiniz, ama yazmaktan da kaçınamadığınız yazılar vardır. Bugünkü de onlardan birisi.

Yaşar Kemal, büyük romancı... Sevecen. Sevimli.

Ama giderek bir kişilik bölünmesi tehlikesiyle karşı karşıya. Sevenlerine zaman zaman acı veriyor.

Geçenlerde Der Spiegel dergisi ile söyleşisinde şöyle demiş:

"70 yıldır Anadolu'daki kültürleri yok etmeye çalışıyoruz."

Yani Atatürk'ten beri... Yani Osmanlı'dan sonra...

Şu sözleri bana daha birkaç yıl önce söyleyen acaba başka bir Yaşal Kemal miydi:

"- Anadolu insanı üç kişiyle övünmeli. Atatürk'ü ile İsmail Hakkı Tonguç'u ile Nâzım Hikmet'i ile... Anadolu'nun yeniden kendi özüne dönmesi, Mustafa Kemal'in devrimiyle olmuştur."

* * *

Atatürk'ün bu topraklar üzerinde bin yılda oluşmuş olan bir kültür ortaklığını kurumsallaştırmaya çalıştığı doğru. Yirmi etnik kökenden gelen Anadolu insanından çağdaş bir ulus yaratmaya çalıştığı da.

Ve bu ulusu o kültür ortaklığının üzerine oturttuğu da...

Ama Anadolu kültürlerini yok etmek istediği doğru değil.

Fransızların ünlü Le Monde gazetesi bile başyazısında ne demişti:

"Kemalizm, bir etnik grubun diğer etnik gruplar üzerinde bir baskı aracı değildir. Laik ve cumhuriyetçi bir bütünleşme idealidir."

Bu köşede birçok kez yazıldı: Tito Yugoslavya'nın bütünlüğünü, etnik grupların kurumsallaşmasına bağlamıştı. Yani farklılıkları kurumsallaştırmıştı. Tito öldü, Yugoslavya kan içinde boğuldu. Paramparça oldu.

Atatürk ise benzerlikleri kurumsallaştırdı... Öldü. Yolundan sapıldı. Aymazlıklar, hıyanetler yaşandı. İçeriden dışarıdan onca çaba sarf edildi. Türkiye hâlâ ayakta ve bütünlüğünü koruyor.

Anadolu insanını - kendisini yabancılaştıran - bir Arap - Acem kültürünün istilasından kim kurtardı? Fuzuli'nin dilini kitaplara bırakıp, Yunus Emre'nin dilini kim devrimin bayrağı yaptı?

Anadolu'nun Türkler öncesine bile sahip çıkan, Hitit'lerin mirasçılığına soyunan bir Atatürk mü Anadolu kültürlerini öldürdü?

* * *

Yıl 1992.

Life dergisi, dünyanın ünlü isimlerinden birer yazı içeren bir kitap yayımlıyor: "More Reflexions on the Meaning of Life." Her yazarın adının altında da tek satırlık bir tanımlama yer alıyor. Yaşar Kemal'le ilgili olanı şöyle:

"Kürt kökenli, Türkiye'nin önde gelen romancılarından."

Ve Yaşar Kemal, Life'ın Türkiye temsilcisi M. Ali Kışlalı'ya teşekkür ederken ufak bir serzenişte bulunuyor:

- Ne gerek vardı, "Kürt kökenli" diye yazmaya?..

Yıl 1995.

Yaşar Kemal'in Der Spiegel'de şu satırları yayınlanıyor:

"Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu 29 Ekim 1923 tarihinden bu yana, kendi içindeki insanlara baskı ve vahşet uygulayan bir sistem yarattı. TC, Anadolu halkları üzerinde bir tiranlık kurdu."

Yıl 1996.

Yaşar Kemal'e İsveç'te bir gazeteci soruyor:

- Bir Kürt yazarı olarak Türkiye'nin Güneydoğu'sunda olanlardan rahatsız değil misiniz?

Yanıt çok kısa ve net:

- Ben bir Kürt yazarı değilim; Kürt asıllı bir Türk yazarıyım!

* * *

1995 Ocak ayında bu köşede çıkan bir yazının başlığı "Hangi Yaşar Kemal?" idi. Bugünkü yazının başlığı da "Hangi Yaşar Kemal (2)"... Üçüncüyü, dördüncüyü yazmak istemiyorum.

Hangi Yaşar Kemal?

"Yeterince cesaretim olsa, İnce Mehmet'in destanı gibi Mustafa Kemal'in de destanını yazmak isterdim; ama başaramamaktan korkuyorym" diyen mi? Yoksa "70 yıllık" bir cinayetten ve tiranlıktan söz eden Yaşar Kemal mi?

İkisi aynı bedene sığamayacağına göre; hangisi?

Ben birinciyi seviyorum. İkinciye sağduyu diliyorum.

Ve de Yaşar Kemal'in ruhunun derinliklerindeki bu kişilik çatışmasının sona ermesini de...

 

Kaynak : A.Taner KIŞLALI - Cumhuriyet, 27 Ağustos 1997 ( Ben Demokrat Değilim )