Yazdır E-posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

AHMET TANER KIŞLALI

 

DÜNDEN GELEN IŞIK

Yıl 1923.

Daha sonra İngiliz krallık tahtına oturacak olan Edward, Hindistan'ı veliaht olarak ziyaret etmektedir. Top ve trampet sesleri arasında bir savaş gemisinden iner. Ama kendisini karşılayanlar, sadece birkaç mihrace ile birkaç yerli görevlidir.

Alışılmışın tersine, halk ortalarda yoktur.

Üzgün bir biçimde babası Beşinci George'a bir mektup yazar ve sorar:

"Acaba bu durum, Gandi'nin düzenlediği bir aşağılama gösterisi midir?"

Sorunun yanıtı tarihe geçmiştir:

"Hayır! Bunun nedenini Mustafa Kemal'in açtığı Kurtuluş Savaşında aramak daha doğru olur..."

Yakup Kadri Karaosmanoğlu, İsviçre'de büyükelçiydi. Hindistan'ın genç elçisi de Gandi'nin sağ kolu olan Desai'nin oğluydu. Arkadaş oldular. Ve Hintli diplomat, ona bir anısını anlattı:

"Okuldan eve her dönüşümde babam beni yatağına çağırır ve ne öğrendiğimi sorardı. Ben de okuduğum derslerle ilgili olarak kendisine bilgi verirdim... Sık sık şöyle derdi: 'Bir insan olarak bu derslerden yararlanmak elbette ki gerekir. Fakat bir Hintli olarak muhtaç olduğun en büyük ders, Türkiye'nin Kurtuluş Savaşı tarihidir. Şimdi yanıma otur, onu da sana ben anlatayım'.."

Endonezyalı bir diplomat da Yakup Kadri Bey'e bir anısını anlatmıştı:

"Dokuz on yıl önceydi, bir ticaret işi için Saygon'a gitmiştim. Baktım ki halk tapınaklara toplanmış bir yas ayini yapıyor. 'Ne oldu? Kim öldü?' diye sordum. 'Mustafa Kemal sonsuzluğa göçtü' dediler..."

Bir anı da Ahmet Emin Yalman'dan.

Vatan gazetesinin baş yazarı, uzun gezilerinden birinde İngiliz Güyanı'na uğrar ve orada bir yerli ile arasında şu konuşma geçer:

"Siz hangi millettensiniz?"

"Türküm."

"Öyle ise dost ve hatta kardeş sayılırız."

"Neden? Müslüman mısınız?"

"Hayır, Hıristiyanım. Fakat, bağımsızlığına susamış bir Güyanlı Hıristiyanım ve birçok yurttaşım gibi, sizin kurtuluş mücadelenizin hayranlarındanım. Günün birinde, biz de büyük önderiniz Mustafa Kemal'in açtığı yoldan yürüyeceğiz..."

Son anı da gene rahmetli Karaosmanoğlu'ndan.

Brezilyalı bir diplomat, Atatürk'ün ölümünden sonra bir gün kendisine şöyle der:

"Size doğrusunu söyleyeyim mi? Kemal Paşa sağ olduğu sürece siz bana elli altmış milyonluk bir Avrupa ülkesi gibi görünürdünüz, Şimdi üzerimde küçük bir Balkan devleti etkisi yapmaya başladınız. Size, bundan daha samimi bir itirafta bulunacağım. Biz Güney Amerika'da Türk denince, bir zamanlar ülkemize göçmen olarak gelmiş ve sonradan zengin olmuş bazı doğulu ayak satıcılarından başka kimseyi anlamazdık. Sizin ulus olarak büyüklüğünüzü, şeref ve değerinizi, ancak Mustafa Kemal adı işitildikten sonra takdir etme olanağı bulabildik..."

Ve UNESCO'nun, 1979 yılında 156 ülkenin oybirliği ile aldığı Atatürk ile ilgili kararda şu satırlar var:

"Uluslararası anlayış ve barış yolunda çaba harcamış üstün bir kişi, olağanüstü bir devrimci, sömürgecilik ve emperyalizme karşı savaşan ilk önder, insan haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü, insanlar arasında hiçbir renk, din, ırk ayrımı gözetmeyen eşsiz devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu..."

Bugün 19 Mayıs, 1996.

Ülkenin gene dışta güçlü düşmanları var... İçte gene karanlık güçler var, dış düşmanların uzantıları var... Eskileri öldü; ama yeni mandacılar, yeni ayrılıkçılar, yeni şeriatçılar var.. Yarım yüzyıllık "gaflet" ya da "ihanet"in sonucu olarak gündeme gelmiş önemli sorunlar var...

"Atatürk, Türkiye'yi kurtarmadı, emperyalizmin ajanıydı" diyenler bile var.. Ama Türkiye gene de 77 yıl öncesinin Türkiyesi değil!

İç ve dış düşmanlar da çok daha zayıf, sorunlar da çok daha küçük! Ve Atatürk'ün devrimini emanet ettiği gençlik, çok daha bilinçli ve çok daha güçlü!..

 

Kaynak : A.Taner KIŞLALI - Bir Türkün Ölümü, s.45-47., Ümit Yayıncılık, 1997. (Cumhuriyet, Mayıs 1996)