Yazdır E-posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

AHMET TANER KIŞLALI

 

AŞMAK İÇİN, ULAŞMAK GEREKİR!

Bugün 30 Ağustos; yani Büyük Zafer'in yıldönümü.

Niçin öyle?

Anadolu Aydınlanma Devrimine olanak veren bir önemli adım olduğu için. Öyleyse bu önemli olayı anlamanın en iyi yolu, o devrimin temelindeki düşünceleri anımsatmak... Devrimin öncüsünün düşüncelerini, 70 yıl sonrasının ortamında değerlendirmek.

Dahası, eskiyip eskimediklerine karar vermek!

Din ve laiklik üzerine... Devletçilik üzerine... Demokrasi ve özgürlük üzerine...

Atatürk dine ve "ibadet özgürlüğü"ne karşı mıydı?

Bakın ne demiş:

"Uygarlığın geri olduğu, bilginin henüz gelişmediği çağlarda, düşünce ve vicdan özgürlüğü baskı altında idi. İnsanlık bundan çok zarar görmüştür. Özellikle din koruyucusu görünümüne bürünmüş olanların, gerçeği görebilen ve düşünebilenlere karşı yaptıkları zulüm ve işkenceler, insanlık tarihinde her zaman kirli, korkunç olaylar olarak kalacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti'nde her yetişkin dinini seçmekte özgür olduğu gibi, belli bir dinin törenlerini yapmakta da serbesttir. Dinsel tören yapma özgürlüğü de dokunulmazdır. Doğaldır ki, dinsel törenler toplumun güvenliğini bozamaz, halkın göreneğine aykırı olamaz, siyasal gösteri biçimine de dönüştürülemez.

Türkiye Cumhuriyeti'nde herkes Tanrı'ya istediği gibi ibadet eder. Hiç kimseye dinsel düşüncelerinden ötürü bir şey yapılamaz. Hiç kimse düşüncelerini başkasına zorla kabul ettirmeye kalkışamaz. Din anlayışı vicdana bağlı olduğundan, Cumhuriyet dinle ilgili düşünceleri devlet ve dünya işlerinden, politikadan ayrı tutmayı, ulusumuzun çağdaş ilerlemesinde başlıca başarı etkeni olarak görür."

Atatürk bireyciliğe karşı, katı bir devletçi miydi?

Bakın ne demiş:

"Ekonomik işler ve kimi toplumsal işler, bir bakıma bireylerin çıkarlarıyla ilişkilidir. Bunun içindir ki bireyciler, bu işlere devletin karışmasını kişi özgürlüğüne karışma gibi görürler. Ne var ki, bu işler içinde dolaylı olarak bütün ulusun ortak çıkarına dayanan noktalar vardır.

...İlke olarak devlet, bireyin yerine geçmemelidir. Fakat kişinin gelişmesi için genel koşulları göz önünde bulundurmalıdır. Bir de bireyin kişisel etkinliği, ekonomik ilerlemenin temel dayanağı olarak kalmalıdır. Kişilerin gelişmesine engel olunmaması, onların her açıdan olduğu gibi, özellikle ekonomik alandaki özgürlüğü ve girişimleri önünde devletin kendi etkinliğiyle engel oluşturmaması, demokrasinin en önemli temelidir. Öyleyse diyebiliriz ki, bireylerin gelişmesinin engel karşısında kalmaya başladığı noktada, devletin etkinliğinin sınırını oluşturur."

Atatürk'ün ideolojisinde demokrasi ve özgürlük yok muydu?

Bakın ne demiş:

"Yurttaşlar, düşündüklerini istedikleri gibi söyleyebilmelidirler. En büyük gerçekler, düşüncelerin özgürce ortaya konması ve tartışılması ile ortaya çıkar ve yükselir. Özgürlük kuşkusuz ki güçlükle sağlanabilir, bağnazlığı aşan tutumlar ve hoşgörülü davranışlarla korunabilir.

Düşüncelerin ve inançların başka başka olmasından yakınmamak gerekir. Çünkü bütün düşünceler ve inançlar bir noktada birleşirse, bu devinimsizlik belirtisidir, ölüm demektir.

Demokrasi eşitçidir. Amacı, ulusun yönetenler üzerindeki denetimiyle siyasal özgürlüğü sağlamaktır... Demokrasi bir kafa sorunudur: Herhalde bir mide sorunu değildir. Adalete bağlılığı, erdem ve ahlak sahibi olmayı gerektirir... Demokrasi ilkesinin en çağdaş, en akılcı uygulanmasını sağlayan yönetim biçimi Cumhuriyet'tir."

Ne zaman söylemiş bunları?

70 yıl önce... Ortaçağ karanlığında yaşayan bir toplumda... Ve doğumunun 100. yılında, UNESCO 156 ülkenin oybirliği ile aldığı kararda, onunla ilgili olarak şöyle demiş:

"Uluslararası anlayış ve barış yolunda çaba harcamış üstün bir kişi, olağanüstü bir devrimci, sömürgecilik ve emperyalizme karşı savaşan ilk önder, insan haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü, insanlar arasında hiçbir renk, din, ırk ayrımı gözetmeyen eşsiz devlet adamı..."

Dinciler, Kürtçüler ve "yeni mandacı" numaracı cumhuriyetçiler, "Atatürk'ü yıkmak"tan söz ediyorlar... Kimi aymazlar da "Atatürk'ü aşmak"tan...

Aşmak için, önce ulaşmak gerekir.

Ulaşabildiler mi ki, aşacaklar?!

 

Kaynak : A.Taner KIŞLALI - Bir Türkün Ölümü, s.69-71., Ümit Yayıncılık, 1997.
(Cumhuriyet, Ağustos 1996)