Yazdır E-posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

AHMET TANER KIŞLALI

 

AVRUPALI TÜRKLER ve ATATÜRK

Almanya'dan Avustralya'ya, yurtdışında yaşayan Türklerde iki eğilim - doğal olarak - güçleniyor. Dindarlık ve milliyetçilik.

İkisinin güçlenme nedeni de aynı.

Alışılmış ortamlardan uzakta, insanlar farklı bir kültürel kimlik ile karşılaşıyorlar. Ve o "yabancı" kimlik, kendilerini kabul etmiyor. Dışlıyor. Kendilerini "ikinci sınıf" ve aşağılanmış hissetmeleri sonucunu veriyor.

Korku başlıyor.

Karısını, kızını, oğlunu, ailesini yitirme korkusu... Kimliğini yitirme korkusu...

Yurdunda duymadığı bir gereksinme duyuyor.

Dayanışma gereksinmesi... Başını dik tutma gereksinmesi... "Ben de varım!"ı kanıtlama gereksinmesi...

Ve yurdunda iken camiye gitmeyen, gitmeye başlıyor... Başını örtmeyen örtmeye başlıyor... Tarikatlarla ilişkisi olmayan, kurmaya başlıyor... Bayrağa çok da önem vermeyen, vermeye başlıyor... Gruplaşma, dernekleşmelere girmeyen, girmeye başlıyor...

Kaybolmamak, ezilmemek için, kimisi dinine sarılıyor, kimisi milliyetçiliğe. Kılığı ile, davranışı ile, ilişkileri ile farklılığını kanıtlayınca da, başı bir anlamda dikleşiyor. Rahatlıyor:

"Ben artık senin oyununu oynamıyorum!.. Ben kurallarını bildiğim, kendi oyunumu oynuyorum!"

Tıpkı futbolda yenileceğini anlayınca, "ben futbol oynamam, güreş yaparım" der gibi!

Bilinmeyeni, ölümden sonrasını, nereden gelip nereye gittiğimizi, bir yüce güce dayandırarak açıklamazsanız yaşam tüm anlamını yitirebilir. Bu nedenledir ki, Tanrı da, din de - bazı istisnalar dışında - hemen her insan için bir gereksinmedir. Ama bu dünyada aradığını bulamayan için daha büyük bir gereksinmedir!

İnsan güven arar. Yalnız olmadığını bilmek ister. "Biz" diyebilmek, başkaları ile bir dayanışma içinde olduğunu hissedebilmek güç verir. Bu nedenledir ki, milliyetçilik de, - bazı istisnalar dışında - hemen her insan için bir gereksinmedir. Ama kendini ezilmiş, dışlanmış hisseden için daha büyük bir gereksinmedir!

Öyleyse, yurtdışında yaşayan Türkler için, dinsel ya da ulusal kimliğe "abartılı bir biçimde" sarılmanın dışında bir seçenek yok mudur? Avrupalıya ters düşmeyen, ikinci sınıf konumuna kendi kendini mahkûm etmeden, "ben sana eşitim" anlamını taşıyabilecek başka bir kimlik yok mudur?

Vardır!

Atatürk'ün Anadolu insanına kazandırdığı "çağdaş insan" kimliği... Batıya karşın batının düzeyine ulaşma istencine sahip bir kimlik...

Dinine saygılı, ama laik.... Ulusal değerlerine bağlı, ama insancıl... Kökeninden kopmamış, ama evrensel... Geçmişiyle onur duyan, ama ulusların eşitliğini savunan...

Nazizm Avrupa'da hızla yayılmaya başlamıştı.

Hitler'in baskısından kaçan çok sayıda bilim adamına, sanatçıya, yazara, Amerika Birleşik Devletleri kucağını açmıştı. Varlıklı ve demokratik bir ülke olarak, onların istediği tüm koşullara sahipti. Ama içlerinde dünya çapında olanların da bulunduğu, tam 142 tanesi Atatürk'ün ülkesini seçti.

Niçin?

Niçin varlıklı ve demokratik bir ülkeye, yoksul ve demokrasiyi kurma savaşımı veren bir ülkeyi tercih ettiler?

Saygı ve heyecan duydukları için!

Ahmet Adnan Saygun'un "Yunus Emre Oratoryosu" yıllar önce, New York'ta, Birleşmiş Milletler'de çalınmıştı. Ve o güne kadar Türk temsilcilere biraz küçümseyerek bakan batılı diplomatların birden tavırları değişmişti.

Niçin?

Artık onları kendi düzeylerinde görmeye başladıkları için! Yunus Emre yerli olduğu, ama oratoryosu ile evrenselleştiği için!

Tarih, Lenin'i, Tito'yu değil, Atatürk'ü haklı çıkardı.

Ulusçuluk ilkesinden laikliğe, halkıçıktan cumhuriyetçiliğe, Kemalizmin haklılığı ve geçerliliği yaşanan tarih tarafından kanıtlanıyor... Kemalizmin ürünü olan "laik cumhuriyetçi" kimliğin evrenselliği, her geçen gün biraz daha gün ışığına çıkıyor.

Amerika'da, Almanya'da, İsviçre'deki Türkler arasında da aynı hızlı örgütlenme var. Viyana Atatürkçü Düşünce Dernerği 19 Mayıs'ta açıldı.

Şimdi sıra Belçika'da, Hollanda'da, Fransa'da, Danimarka'da...

Yurtdışında yaşarken çocuklarına onur verici bir kimlik kazandırmak isteyen Türklerin bulunduğu her yerde Atatürkçü Düşünce Dernekleri açılmalı!.. Aşırı dinci ve aşırı milliyetçi kuruluşların karşısına, "çağdaş" bir seçenekle çıkılmalı!.. Ya da gelecek kuşak Anadolu insanının, "Avrupa'nın zencileri" olmasının utancını taşımayı şimdiden kabullenmeli!..

İki yıl kadar önce Tubingen Üniversitesi'nde verdiğim bir konferansta, genç bir Türk çocuğu söz alıp şöyle demişti:

"Biz Avrupalı Türkleriz!"

Güzel! Ama bunu Avrupalılara da kabul ettirmenin tek bir yolu var: Atatürk devriminin kimliği ve heyecanı ile karşılarına çıkmak!

 

Kaynak : A.Taner KIŞLALI - Bir Türkün Ölümü, s.88-91., Ümit Yayıncılık, 1997.
(Anadolu Degisi, Haziran 1996)