Yazdır E-posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 5
ZayıfMükemmel 

EMRE KONGAR

 

MİLLİ EGEMENLİK, MİLLİ İRADE VE DEMOKRASİ

Sevgili okurlarım, biz küçükken, ilkokulda bir oyun oynardık:

Bütün sınıf, seçtiğimiz bir arkadaşa hep bir ağızdan kırk kez bağırarak "Deli" der ve onu "Artık sen deli oldun" diye kızdırırdık.

Bu "Birisine kırk kez deli dersen deli olur" biçimindeki savsözümüze dayalı bir oyundu.

Çocuk zekasıyla, bu savsözümüzün temelinde yatan toplumsal baskıyı mı keşfetmiştik, yoksa hem onu keşfetmiş hem de onun kimi zaman doğal ve toplumsal gerçeklere uygun olmadığını ayrımsayarak bir yandan arkadaşımızla öte yandan da toplumla dalga mı geçiyorduk, şimdi tam bilemiyorum.

Bugünlerde akıllarını peynir ekmekle yemiş bir takım politikacıların ve onlara çanak tutarak ülkeyi hep birlikte gereksiz bunalımlara sürükleyen köşe yazarlarını dinleyip okudukça, aklıma çocukluğumuzda oynadığımız bu oyun geliyor.

Hep birlikte bağırıyorlar:

"Milli egemenlik mukaddestir. Milli irade seçimlerde tecelli etmiştir. İktidarın yaptığı her şey demokratiktir" diyorlar.

Bu yanlış önermeyi hep birlikte sürekli olarak bağırırlarsa, demokrasinin temel kurum ve kurallarını tahrip ettiklerini kimse anlamayacak sanıyorlar galiba.

Ama nasıl "mızrak çuvala sığmazsa" milli egemenlik ya da milli irade adına, çoğunluk baskısını yansıtan totaliter uygulamaların demokrasiyi tahrip ettiği de gözlerden saklanamaz.

Milli egemenlik ve milli irade ancak demokrasi ile anlam kazanır.

Demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla uygulanmadığı yani başta inanç özgürlüğü olmak üzere tüm temel hak ve özgürlüklerin devlet tarafından güvence altına alınmadığı toplumlarda ne milli egemenlikten ne de milli iradeden söz etmek olanağı vardır.

Milli egemenlik, yönetenlerin iktidar erkini, Allahtan ya da gelenekten değil milletten aldığını belirtir ve ayrıca bir dış ülkenin egemenliğini de reddeder.

Egemenliğin, yani yönetim erkinin dış kaynaklı olmaması bağımsızlığı, milletten gelmesi de din-tarım imparatorluklarına karşı ulus-devlet anlayışını simgeler.

Ama gerek bağımsızlık, gerekse millete dayalı egemenlik ancak demokrasi ile bir anlam kazanır.

Milli irade, demokrasinin kurum ve kurallarına uygun olarak yapılmış olan serbest seçimlerin sonucunda belirlenen iktidarda somutlaşır.

İktidarın demokratikliği sadece milli iradeye dayanmasında, yani demokrasiye uygun olarak yapılmış seçimlerle yönetime gelmesinde değil, yönetim erkini ele geçirdikten sonra da demokrasiye uygun davranmasıyla ölçülür.

Yani demokratik bir biçimde iktidara gelmiş de olsanız, demokrasiyi tahrip edecek, ondan sapacak, örneğin iktidarınızın devamını demokratik kurum ve kuralların üstünde ve dışında sürdürecek önlemler alamazsınız.

Seçim sistemini demokratik kurum ve kuralların dışına taşıyarak, "ömür boyu iktidar için" seçim yaptıramazsınız.

Milli iradeye uygun olarak iktidara gelmiş de olsanız, demokratik sistemin temeli olan laik ve demokratik bir eğitimi, dinci temellere göre yeniden düzenleyemezsiniz.

Unutmayalım ki Almanya'da Hitler de seçimle iktidara gelmiş ve mevcut sistemi, "milli iradeye" dayanarak ırkçı bir totaliter rejime dönüştürmüştü.

Bugünkü iktidar ve onun yandaşları istedikleri kadar, "seçilmiş iktidar milli egemenliğe uygundur, milli iradeyi temsil eder, yaptığı her eylem, demokrasiye uygundur" diye bağırsınlar, dini eğitimin yaygınlaştırılmasının, üniversitelerin siyasal iktidara bağımlı kılınmasının, türban dedikleri sıkmabaş gibi dinsel simgelerin kamu alanlarında kullanılmasının demokrasiyi tahrip ettiği gerçeğini örtemezler.

Bizim ilkokul çağında yakaladığımız çelişkileri bile görmeyen, görmek istemeyen, hep bir ağızdan bağırarak, "anti demokratik uygulamaları demokrasi diye yutturmaya çalışan" politikacı ve yazar çizer takımına söyleyecek söz bulamıyorum.

 

Kaynak : Emre KONGAR - ( www.kongar.org )