Yazdır E-posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

EMRE KONGAR

 

LAİKLİK NİÇİN TEHLİKEDE - III - "CİNAYETLER VE İNTİHAR SALDIRILARI"

Radikal İslamcı katillerin 1990'dan sonra işledikleri önemli cinayetleri kısaca anımsayalım:

Prof. Dr. Muammer Aksoy, Ankara 31 Ocak 1990.

Çetin Emeç, İstanbul, 7 Mart 1990.

Turan Dursun, İstanbul 4 Eylül 1990.

Doç. Dr. Bahriye Üçok, Ankara 6 Ekim 1990.

Uğur Mumcu, Ankara 24 Ocak 1993.

Ali Günday, Gümüşhane, 25 Temmuz 1995.

Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, Ankara, 21 Ekim 1999.

İhsan Güven, İstanbul, 30 Nisan 2004.

(Bu listeye 18 Aralık 2002'de Ankara'da öldürülen Necip Hablemitoğlu'nu dahil etmedim, çünkü o cinayetin faili ya da failleri henüz belirlenemedi.)

Bu cinayetlere, 2 Temmuz 1993'deki Sivas Katliamını, Kasım 2003'de İstanbul'da, intihar saldırıları yoluyla yapılan Sinagog, HSBC Bank ve İngiliz Konsolosluğu bombalamalarını ve yine İstanbul'da 9 Mart 2004'de Kartal Mason Locasına düzenlenen intihar saldırısını ekleyin, manzara bütün ciddiyeti ile ortaya çıkacaktır.

Bu dönem içinde, aralarında kendini "İslamcı feminist" diye niteleyen Gonca Kuriş de olmak üzere pek çok insanı öldüren bir İslamcı katil şebekesinin korkunç cinayetleri de kamuoyu tarafından hâlâ unutulmamıştır.

Tabii her ideolojinin ya da inancın radikal taraftarları, şiddet eylemcileri olabilir.

Böyle katiller ya da fanatikler var diye hiçbir ideoloji, inanç ya da din toptan suçlanamaz.

Nitekim, İslam adına eylem yaptıklarını öne süren bu katillere karşı da ilk önce Türkiye'deki bazı gerçek din bilginlerinden tepkiler gelmiş, Müslümanlığın bu cinayetlerle bağdaşmadığı ve özdeşleştirilemeyeceği vurgulanmıştır.

Ama yine de toplumsal gerçek bütün acılığıyla ortadadır:

Laik ve demokratik düzene yürekten bağlı, üstelik üniversite hocası, yazar veya düşünür kimlikleriyle ön planda olan, önemli bir bölümü de kendilerini "Atatürkçü" diye niteleyen "kamuoyu önderleri" teker teker öldürülmektedir.

Böylece bir yandan toplumun laik ve demokratik kesimlerine, kendilerini "Atatürkçü" diye niteleyen bireylerine korku salınmakta, öte yandan, demokrasiyi savunan liderler ortadan kaldırılarak, laikliğin ve dolayısıyla demokrasinin düşünsel planda gelişmesi önlenmektedir.

Bu manzaranın Türkiye'deki laiklik karşıtı akımları güçlendirdiğini görmek için insanın siyasal ya da sosyal bilimci olmasına gerek yoktur.

Bu insanlık dışı cinayetler serisi, tek başına bile bir rejimi tehdit edebilecek boyutlara ulaşmışken, siyasetin ve bürokrasinin çeşitli yerlerindeki kadrolaşma hareketleri, türban eylemleri ve İmam-Hatip eğitiminin genelleştirilmesi ve yaygınlaştırılması çabaları olayı daha vahim bir hale getirmektedir.

Buna bir de Amerika'nın ve Avrupa Birliği'nin "Ilımlı İslam" yaklaşımını ve Büyük Ortadoğu Projesi bağlamında Türkiye'ye biçilmek istenen rolü eklerseniz, tehlikenin ne denli büyük olduğu açıkça ortaya çıkar.

Ben demokrasiye inancımı hiçbir zaman yitirmedim.

Demokrasiyi sadece ülkem için değil, tüm dünya düzeni için de bir çıkış olarak görüyorum:

Şu anda dünyada görülen tüm olumsuzluklara karşın, bütün ülkelerin birbirleriyle olan ilişkilerinde, demokratik bir yapı çerçevesinde, eşitlikçi ve adil, insan haklarına dayalı bir düzen içinde yaşayacaklarına inanıyorum.

Ama demokrasi ideali için, insanların ve devletlerin çok çaba sarf etmeleri gerektiğini düşünüyorum.

Sonunda her toplum ve genel olarak insanlık, ancak kendi çabalarıyla hak ettiği mutluluk ve refah düzeyine erişebilir.

 

Kaynak : Emre KONGAR - ( www.kongar.org )