Yazdır E-posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

EMRE KONGAR

 

HUNTINGTON'UN ÖZAL VE ATATÜRK HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ

Huntington'un Atatürk ile Türkiye'deki laik ve demokratik düzen hakkındaki olumsuz görüşlerini eleştirmem ve bu görüşleri Özal ile ilişkilendirmem, Taha Akyol'u rahatsız etmişti.

Önce benim eleştirilerime karşı bir yazı yayınladı, sonra da benim yanıt vermem üzerine bir makale daha yazdı.

Bu yazılarda benim Özal'ı "İslamcı" olarak nitelememe karşı çıkıyor, Huntington'un Türkiye'nin Taşkent'e yönelmesini önerdiğini ve Özal'ı İslamcı konuma yerleştirmediğini söylüyordu.

Sayın Taha Akyol, Huntington'u da Özal'ı da yanlış değerlendiriyor; daha doğrusu onların hatalı görüşlerini bugünün Türkiye'sini biçimlendirmekte geçerli kılmak istediği için olsa gerek, bu hataları kabul edilebilir sınırlara çekmek amacıyla Özal'ın yaptıklarını, Hutington'un ise yazdıklarını saptırıyor.

Sayın Akyol ne kadar çaba harcarsa harcasın Özal'ın yaptıkları da Huntington'un yazdıkları da ortadadır ve tarihe mal olmuştur; nasıl "güneş balçıkla sıvanmazsa", gerçeğin üstü de öyle bir iki kişinin yanlış yorumuyla örtülemez.

Özal'ın yaptığı yanlışlar zaten tarihteki yerini almıştır.

Bugün de zaten hâlâ onların sıkıntılarını çekiyoruz.

Huntington'un Türkiye, Atatürk ve Özal hakkındaki yazdıklarının bir bölümünü ise ben size aktarayım:

"Türkiye kendini laik bir devlet olarak tanımlamayı sürdürdükçe, İslam liderliği onu reddecektir.

"Ama Türkiye kendini yeniden tanımlarsa ne olur?

"Bir noktada Türkiye, Batı'dan üyelik rica eden hayal kırıklığı yaratıcı ve aşağılayıcı bir dilenci rolünden vazgeçmeye hazır olacak ve çok daha etkili ve yüceltici olan tarihsel rolüne, İslam aleminin temsilcisi ve batı düşmanı rolüne geri dönecektir. Türkiye'de köktendincilik yükselmektedir; Özal yönetiminde Türkiye kendisini Arap dünyası ile özdeşleştirmek için geniş bir çabaya girişmiştir; Orta Asya'da alçakgönüllü bir rol oynamak için etnik ve dil bağlarını geliştirmiştir; Bosnadaki Müslümanlara destek ve cesaret vermiştir. Türkiye, Balkanlardaki, Orta Doğu'daki Kuzey Afrika'daki ve Orta Asya'daki müslümanlarla sahip olduğu geniş tarihsel bağlar açısından bütün Müslüman ülkeler arasında tek ve biriciktir. Böylece Türkiye gerçekten bir "Güney Afrika modeli" oluşturabilir: Nasıl Güney Afrika, ırk ayrımcılığını terk ederek kendi uygarlığındaki bir parya devlet konumundan, o uygarlığın lider ülkeliğine yükselmişse, Türkiye de kendisine aynı derecede yabancı olan laikliği reddederek bunu gerçekleştirebilir.. Hıristiyanlık ve ırk ayrımcılığı olarak Batının iyi ve kötü yanlarını yaşayan Güney Afrika, Afrika kıtasının liderliği için özel bir nitelik kazanmıştır. Laiklik ve demokrasi olarak, Batı'nın kötü ve iyi yanlarını yaşayan Türkiye de aynı biçimde İslam'nı liderliğine hazırdır. Fakat bu liderliği yüklenebilmek için, Atatürk'ün mirasını, Rusya'nın Lenin'in mirasını reddettiğinden daha kapsamlı olarak reddetmelidir. Türkiye'yi bölünmüş bir ülke olmaktan çıkarıp bir çekirdek ülkeye dönüştürmek, aynı zamanda Atatürk'ün kalibresinde, dinsel meşruiyet ile siyasal meşruiyeti birleştirebilecek bir lideri gerektirir."

Evet, kitabının 178 ve 179'uncu sayfalarında Huntington aynen böyle diyor. (Simon and Schuster, New York, 1996)

Sayın Taha Akyol bu satırları okumamış mı acaba?

Özetlersek Huntington'un saptama ve önerileri şöyle:

1) Türkiye'de köktendincilik yükselmektedir.

2) Özal yönetiminde Türkiye kendisini Arap dünyası ile özdeşleştirmek için geniş bir çabaya girişmiştir.

3) Laiklik Türkiye'ye yabancıdır ve Batı'nın kötü yönüdür.

4) Türkiye İslam dünyasının lideri olabilmek için Atatürk'ü, Rusya'nın Lenin'i reddettiğinden daha kapsamlı bir biçimde reddetmelidir. (Sanki İslam dünyası da bizi bekliyor!)

5) Laikliğin reddedilmesi, İslam şeriatına dayalı meşruiyet kavramı ile demokratik meşruiyetin bağdaştırılması yoluyla gerçekleşecektir.

Sevgili okurlarım, bilmiyorum fazla lafa gerek var mı?

Türkiye'deki "Ilımlı İslam" ve "İkinci Cumhuriyet" yaklaşımlarının kuramsal temelleri Huntington'da çok açık değil mi?

Bu düşüncelerle Özal'ın yaptıkları ve söyledikleri arasındaki "ayniyet" ortada değil mi?

Sayın Taha Akyol ne denli çaba harcarsa harcasın, bu gerçekleri değiştirebilir mi?

 

Kaynak : Emre KONGAR - ( www.kongar.org )