Yazdır E-posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

EMRE KONGAR

 

KEMALİZM, ATATÜRKÇÜLÜK ve AB İLE İLİŞKİLER - 1 -

Bu sütunda, The Economist'in "Atatürk karşıtlığı" üzerine yazdığım yazıda, Atatürkçülüğün Avrupa Birliği'ne üye olmamıza karşı değil, tam tersine, bu üyeliği hedef olarak koymuş bulunan bir ideoloji olduğuna ilişkin yazım çok ses getirdi.

Gelen seslerden biri de, değerli biliminsanı ve sevgili arkadaşım Prof. Erol Manisalı'nın, benim adımı da başlığa çıkararak onurlandırdığı, Cumhuriyet'te yayınlanan yazısıydı.

Manisalı bu yazısında esas olarak benim görüşüme katıldığını belirtiyor ve hemen ardından, Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerinde ülkemizin aleyhine olarak gördüğü yanlışlık ve aksaklıkları sıralayarak "bir Atatürkçü olarak" bunlara karşı çıktığını ve bu "eşitsiz koşullarla" Avrupa Birliği'ne üye olmamıza karşı olduğunu (üstelik onların da bizi üye almaya niyetleri olmadığını, sadece Türkiye'yi denetim altında tutmak istediklerini) açıklıyordu.

Hemen belirteyim ki, her zaman olduğu gibi, Manisalı'nın görüşlerine esas olarak katılıyorum.

Hem Atatürkçülük hem de Avrupa Birliği ile bütünleşme konuları çok tartışılan, çok yozlaştırılmış ve çok karmaşık konular olduğundan, bu iki konunun birbirleri ile olan ilişkileri üzerine iki ayrı yazı yazmaya karar verdim.

Ben esas olarak Kemalizm ile Atatürkçülük terimleri arasında bir ayrım yapmam.

Ama zaman içinde, Kurtuluş Savaşı dönemine, tam bağımsızlığa ve emperyalizm karşıtlığına özel bir önem verenlerin, daha çok Kemalizm, tüm devrimleri ve bir çağdaşlaşma projesi olarak yeni bir devletin kurulma sürecinin tümünü ve bu arada Batı dünyası ile işbirliğini de kastedenlerin daha çok Atatürkçülük deyimi kullanmaları gibi bir ayrım ortaya çıktı.

Ayrıca 12 Eylül dönemindeki yöneticilerin, demokrasi karşıtı, insan haklarına saygılı olmayan ve işkence uygulamalarına dek uzanan, Türk-İslam sentezinin hem faşizme giden milliyetçiliğini hem de şeriata giden dinciliğini destekleyen politikaları "Atatürkçülük" adı altında savunmaya çalışmaları, bu terimi önemli ölçüde yozlaştırdı.

Bütün bunlara karşın yine de, Atatürkçülük ve Kemalizm terimlerini aynı anlamda kullanıyorum.

Ben toplumbilim eğitimi almaya başlayalı beri, Atatürk'ü incelemeyi ve kavramsallaştırmayı hep kendi önümde önemli bir hedef olarak görmüştüm.

Sonunda "Devrim Kuramları ve Toplumbilim Açısından Atatürk" adlı kitabı yazdım.

Ayrıca gerek Atatürk gerekse Atatürk dönemi Türkiyesi üzerine yazdığım inceleme makalelerini de "Atatürk Üzerine" adlı bir yapıtta kitaplaştırdım.

Her iki kitap da şu anda piyasada var.

Ayrıca "21. Yüzyılda Türkiye" adlı kitabımda da Atatürk'ü ve Atatürkçülüğü, Osmanlı-Türk tarihsel dönüşüm süreci içinde irdelemeye çalıştım.

Bu kitap da halen piyasada.

Tabii Atatürk bir devlet kurduğu, "kurucu baba" olduğu için, bugün bu devletin içinde yaşayan herkes, ona sahip çıkmakta ve kendi farklı görüşlerini onun adına savunmakta.

Bu kargaşa, bütün "kurucu babaların" kaçınılmaz yazgısıdır.

Ayrıca hemen belirtmeliyim ki, ben kendi söylediklerimin, "herkesi bağlayıcı" olduğu iddiasında da değilim.

Ama Atatürk'e ve Atatürk Devrimleri'ne soğukkanlı bir biçimde baktığımda Atatürkçülüğün ya da Kemalizmin şu iki ögeden oluştuğunu görüyorum:

1) Son hedef çağdaşlaşmadır.

2) Bunun için de ilk hedef, çağdaş uygarlığı temsil eden devletlerin boyunduruğundan kurtulmaktır.

Atatürkçülük bu bağlamda çok kısaca, "çağdaş uygarlığa ulaşmak, bunun için de önce bu uygarlığı temsil eden güçlü devletlerin denetiminden kurtulmak ve onlarla eşit koşullara erişmektir."

Ben, çağdaş uygarlığa ulaşmayı da, laik ve demokratik sosyal hukuk devletinin gerçekleştirilmesi olarak algılıyorum.

Türkiye-AB ilişkilerine de bu hedefler çerçevesinde bakarsak, Atatürkçülük adına ne yapmamız gerektiğini anlayabiliriz diye düşünüyorum.

Devamı haftaya.

 

Kaynak : Emre Kongar - ( www.kongar.org )