Yazdır E-posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

EMRE KONGAR

 

KEMALİZM, ATATÜRKÇÜLÜK ve AB İLE İLİŞKİLER - 2 -

Geçen haftaki makalemi çok kısaca şöyle özetleyebilirim:

1) Kemalizm ve Atatürkçülük terimleri, başkaları tarafından farklı anlamlarda kullanılsalar da, bence aynı ideolojiyi ifade ederler.

2) 12 Eylül yönetiminin Atatürkçülük adı altında yaptıklarının Kemalizm ya da Atatürkçülük ile uzaktan yakından hiç bir ilgisi yoktur.

3) Kemalizm ya da Atatürkçülük çok kısaca çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak, bunun için de önce çağdaş uygarlığın ileri ülkelerinin sömürüsünden - denetiminden kurtulmaktır.

4) Çağdaş uygarlık düzeyini günümüzde laik ve demokratik sosyal hukuk devleti kavramı temsil eder.

Bugün önce Atatürkçülüğün, Altı Ok ile simgeleşen ideolojisinin yöntemine işaret ederek konuya devam edeceğim, çünkü Altı Ok, bize bugün de ne yapacağımızı belirtecek.

Altı Ok, endüstrileşmeyi kaçırmış bir feodal-teokraside, yani bir tarım-din imparatorluğunda, endüstrileşmenin sonuçlarına kısa yoldan varmanın yollarını işaret eder:

Altı Ok'un simgelediği, endüstrileşmenin ürünleri olan milliyetçilik, vatandaş bilinci (halkçılık), sermaye birikimi (devletçilik), laiklik, demokrasi (cumhuriyetçilik) ve bütün bunların birlikte uygulamaya konulması olan devrimcilik, endüstri devrimini yaşamamış bir toplumda kısa yoldan laik ve demokratik bir sosyal hukuk devletini üretebilmenin formülüdür.

Bu hedefe henüz varabilmiş değiliz. Yani Anayasamızda da yazılı bulunan laik ve demokratik sosyal hukuk devleti, bizim için gerçekleştirilmiş bir olgu (fenomen) değil, henüz erişilmesi gereken bir hedef olarak görünmektedir.

İşte tam bu noktada, Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkileri konusunda ne yapılması gerektiği de açıkça ortaya çıkmaktadır:

Türkiye Cumhuriyeti, Avrupa Birliği ile ne bahasına olursa olsun bütünleşmek için değil, Atatürk'ün koyduğu hedef çerçevesinde kendi vatandaşlarının refahı ve mutluluğu için laik ve demokratik sosyal hukuk devletini gerçekleştirmek zorundadır.

Bu hedefe varıldığı zaman, Türkiye zaten çağdaş uygarlık düzeyini yakalamış olacağı için, bu düzeyin Yirmibirinci Yüzyıldaki yansımalarından biri olan Avrupa Birliği'ne öteki üyelerle eşit bir statü içinde, otomatik olarak katılacaktır.

Bu katılma, hiç kuşkusuz, çağdaş uygarlık düzeyini hedef olarak gösteren Atatürkçülüğe de ideolojik olarak uygundur.

Peki Türkiye'nin bugün Avrupa Birliği ile yaşadığı sorunların kaynağı nedir ve bunlara Atatürkçülük çerçevesinde nasıl bakılmalıdır?

Türkiye'nin bugün AB ile yaşadığı sorunların kaynağında "eşitsiz statü" ve AB'nin Türkiye'ye karşı önyargılı tutumu yatmaktadır.

Birinci olarak, Türkiye, Gümrük Birliği'ne üyedir fakat bu Birliğin karar alma mekanizmasına dahil değildir.

Yani pazarını AB'nin emrine vermiştir ama bu pazarda ne yapılacağı konusundaki kararlara katılma hakkı yoktur.

Böyle bir statü, bırakın Atatürkçülüğü, "üyelerin eşitliği" ilkesine göre kurulmuş AB çerçevesinde mantıken bile kabul edilemez.

İkinci olarak, AB, Türkiye'nin Gümrük Birliği'ne girmesinden dolayı Türkiye'ye karşı doğan yardım yükümlülüklerini yerine getirmemektedir, çünkü Yunanistan veto hakkını kullanarak, bu yükümlülüklerin yerine getirilmesini engellemektedir.

İşte tam bu noktada Türkiye ile AB arasındaki can alıcı soruna gelmiş bulunuyoruz.

AB, üye ülkelerin eşit statüya sahip olması ilkesine göre kurulduğu için her üyenin "veto" hakkı vardır. Böylece, AB içindeki her üye ülke, AB'yi doğrudan denetlemektedir.

İşte neredeyse, tüm tarihsel ve siyasal varlığını Türkiye düşmanlığı üzerine kurmuş olan Yunanistan, AB'nin Türkiye'ye karşı "önyargılı" ve "eşitsiz" davranmasının temel nedenidir.

Atatürkçülüğe göre de Türkiye'nin hedefi, "tam ve eşit üye olarak" Avrupa Birliği'dir ama, AB-Türkiye ilişkilerinin bugünkü "eşitsiz" durumu, sadece Atatürkçülüğe değil, hem ulusal onurumuza hem de ulusal çıkarlarımıza aykırıdır.

 

Kaynak : Emre Kongar - ( www.kongar.org )