Yazdır E-posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

EMRE KONGAR

 

ECONOMİST'İN ATATÜRK KARŞITLIĞI ve MİGUEL ANGEL BASTENİER

Yazının başlığında adı geçen Miguel Angel Bastenier, İspanyol gazetesi El Pais'in Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı.

Gerek görünümü, gerek konuşması, gerekse soruları ile tipik bir entellektüel gazeteci.

Aslında ben El Pais'in önemini, 1970'li yıllarda, o zamanlar BBC'nin Avrupa bölümü şefi olan ve bugünlerde Atatürk üzerine yazdığı kitapla Türkiye'de gündeme gelen Andrew Mango'dan duymuştum.

Mango, bir mülakat için gittiğim BBC'de bana program sonrası içki ikram ederken, Cumhuriyet Türkiye'de ne ise El Pais'in de Avrupa'da o olduğunu söylemişti.

Geçenlerde Türkiye ile Avrupa Birliği'nin ilişkilerinin tartışıldığı bir seminerde, benim sunuşumdan sonra söz alan Bastenier, "AB ile bütünleşme bir takım egemenlik haklarınızın Avrupa Birliği'ne devredilmesine yol açacak, bu Atatürk'ün ulusal egemenlik ilkesine aykırı değil mi?" diye bir soru sordu.

Bu soruya, "Atatürk'ün yaratmaya çalıştığı devletin, çağdaşlık doğrultusunda, Batı uygarlığı çerçevesindeki devlet modeli olduğunu, Batı dünyasındaki devletler topluluğunun eriştiği aşamalara katılmanın Atatürkçülüğe aykırı olmadığını, tam tersine, Atatürk'ün koyduğu hedefin gerçekleşmesi anlamına geldiği" yanıtını verdim.

Kahve molası sırasında daha yakından tanıdığım ve ayrıntılı konuşma fırsatı bulduğum bu değerli gazeteci, benim yorumuma tümüyle katıldığını, Türkiye'nin AB'ye üyeliğini desteklediğini, bunun Atatürkçülüğe de uygun olduğunu düşündüğünü, ve El Pais'te bu konuda bir kaç makale yazdığını belirtti.

Bana ilginç gelen nokta, Bastenier'in neden AB'ye katılma sürecine Atatürkçülüğün engel olup olmadığına ilişkin bir soru sormuş olmasıydı.

İşte The Economist'in 10 Haziran tarihli sayısında önyargılarla yazıldığı belli olan Türkiye hakkındaki makaleyi okurken, aklıma Bastenier'in sorusu geldi ve o soruyu niçin sorduğunu birden bire daha iyi anladım.

Türkiye'deki Atatürk karşıtları, önlerine gelen yabancıya, Türkiye'nin AB'ye girmesine de, demokratikleşmesine de Atatürkçülerin karşı çıktığını söylüyorlar.

Özellikle şeriatçı ve bölücü çevrelerde egemen olan bu yaklaşım, bir yandan demokrasi karşıtı olan bu çevreleri sözde demokrat yapıyor, öte yandan asıl çağdaş ve demokratik Türkiye hedefini önümüze koyduğu için bunların düşman olduğu Atatürk'ü yıpratma fırsatı veriyor.

The Economist'in makalesi, günümüzde Atürkçülüğün eskimiş olduğunu, AB'nin özerklik, bölgecilik, yetki devri gibi kavramlarına karşı ülkeyi yönetenlerin Atatürkçülük adına hala devletin bölünmez bütünlüğünü savunduklarını anlatıyordu.

Yazar, din devleti kurmaya yönelik şeriatçı ve milliyetçilik çizgisinde ortaya çıkan bölücü eğilimlere karşı sürdürülen demokrasiyi koruma çabalarını anti-demokratik buluyor üstelik de bundan Atatürkçülüğü sorumlu tutuyordu..

Tabii İngiltere'deki IRA, İspanya'daki Bask ve Fransa'daki Korsika problemleri yazara göre herhalde "olmayan sorunlardı".

Yazarın Atatürkçülüğü, Avrupa Birliği'nin önünde bir engel olarak görmesi, Türkiye'yi de Atatürkçülüğü de iyi anlayamadığı ve yanlış propagandaların etkisinde kaldığını gösteriyor.

Çünkü yazarın izleniminin tam tersine, Türkiye'nin AB'ye girmesi en başından beri Atatürkçülerin hedeflerinden biri olmuş ve yine en başından beri sevgili şeriatçı kardeşlerimiz buna karşı çıkmışlardır.

El Pais'ten gelen Bastenier'in sorusu da işte burada anlam kazanmaktadır:

Demokrasiye inanmayan, onu kendi şeriatçı ya da bölücü hedefleri için kullanmak isteyenler, Soğuk Savaş'ın bitiminden sonra devlet ellerinden gidince taktik değiştirmişler ve birdenbire çok "demokrat" kesilmişlerdir. Bu çerçevede, Türkiye'de çağdaşlığın ve demokrasinin simgesi ve ideolojisi olan Atatürkçülüğü hedef alan bu kardeşlerimiz, yerli yabancı herkese, önlerindeki en büyük engelin Atatürkçülük olduğunu anlatmakta, çoğu zaman da, karşılarındakiler zaten ön yargılı olduklarından bu yanlış yönlendirmelerinde başarı kazanmaktadırlar.

Bastenier bunu yakalamış, The Economist'in yazarı ise önyargılı yaklaşımı içinde bu gerçeği algılayamamıştır.

 

Kaynak : Emre Kongar - ( www.kongar.org )