Yazdır E-posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

HULKİ CEVİZOĞLU

 

MANŞETLER ŞAHİT OLSUN

Türkiye''nin Avrupa Birliği''ne (AB) üyeliğinin önündeki engelleri, oynanan oyunları yazmaktan, "eşit üyeliğin" gerçekleşmesi durumunda sağlayacağı yararları yazmaya fırsat bulamadık. Daha önce de belirtmiştim.

Türkiye, AB''ye "başı dik" ve "ulusal çıkarlarını koruyarak" girebiliyorsa evet demelidir.

Yoksa, "dizleri üstünde süründürülen" bir insan ya da 4 ayaklı canlılar gibi "boynuna boyunduruk geçirilerek" üye olmamalıdır.

Kimsenin üzerinde durmadığı "tüketici hakları" ve "insanca yaşama hakları" ile "demokratik haklar" bakımından AB bir şans olabilir.

Ancak, bugüne kadar bu tür hakların ülkemizde yerleşmesi için ne AB''den bir "zorlayıcı istek" geldi, ne de bizim politikacılar "onlar istediği için değil, kendimiz istediğimiz için yapıyoruz" diyemedi.

Oysa, bir Seçim Yasası''nın değiştirilmesi bile milyonlarca insanın, istediği insanları iktidara getirmesi ve istemediklerini de götürmesi için çok önemli bir demokratik aşama olacaktı.

Buna ne bizimkiler, ne de demokrat(!) Avrupalılar teğet bile geçmediler.

Ama nedense, hep ulusal bütünlüğümüze zarar veren ve hep "siyâsi" isteklerde bulundular ve yaptırdılar. KOŞAN DA BİR, AĞLAYAN DA... Onlar insan hakkı olarak Hıristiyanların, Patrikliğin, kiliselerin, teröristin ve onlara destek veren politikacı kılığındaki terör unsurlarının koruyucu ve kollayıcısı oldular. Ülkemizde, AB konusunda bu görüşleri dile getirmek hem "cesaret", hem de "fikrî dürüstlük" gerektirir hâle geldi.

Değindiğim bu noktalara "ulusalcı" ya da "milliyetçi" gözüken birçok parti de (partili demiyorum) katılıyor.

Katılıyor ama lâfla.

Uygulamada ise, hepsi AB''ci!..

Birileri "koşarak, kucak açarak" giderken, bunlar "hem ağlarım, hem giderim" havasında aynı yerde buluşuyorlar. Peki, "askerin görüşü nedir, onlar da bu ülkeyi koruyorlar" diye sorarsanız, bunun cevabını -şimdilik- size bırakıyorum. Niye, cesaretimiz mi yok, yoksa birilerini küstürürüz diye mi korkuyoruz? Hiçbiri değil..

Peki ne?..

Bunun cevabı çok derin.

Kimi zaman üzücü, kimi zaman düşündürücü, kimi zaman da küçük mutluluklar oluşturan bir cevabı var. AB''nin 6 Ekim''de açıklayacağı "Türkiye İlerleme Raporu" öncesi, olmayan(!) bir konuda (zina) yaratılan ve sonra Brüksel''de yok edilen tartışma sonrası Türk basını neredeyse zil takıp oynamaya başladı.

Bu yazıların, başlıkların o gazetelerde çalışan meslektaşlarımızın çoğunluğunun görüşü olduğuna inanmıyorum.

Genellikle patron görüşü.

Ne olursa olsun sonuçta halka sunulan yorumlar. GAZI VERİP, TOSLAMAK... Başbakanın Brüksel''deki görüşme sonuçlarının Türk halkına sunuluş biçimini unutmamak için bunları saklayıp; 6 Ekim'de, 17 Aralık''ta ve mümkünse 15-20 yıl sonra ortaya çıkacak gelişmeler ile karşılaştırın.

Çünkü, şimdi gazı vereceğiz, o tarihlerde otomobil duvara toslayınca kusuru başka yerde arayacağız!.. 24 Eylül 2004 tarihindeki gazete manşetleri şöyle: Hürriyet: "Yolumuz açıldı...

Verheugen:Türkiye'nin eksiği kalmadı...

Erdoğan''ın Brüksel gezisinde zina pürüzü aşıldı.

Erdoğan TCK için söz verince, AB yeşil ışık yaktı." HO Tercüman: "Yüzleştiler ve yüzler güldü...

Zina rafa kalktı, kriz aşıldı." DB Tercüman: "Bu iş bitti." Zaman: "AB yolunda engel kalmadı." Yeni Şafak: "Gitti, çözdü, geldi!" Milliyet: "AB kapısı açıldı." Sabah: "Biz Avrupalıyız....

Hiçbir engel kalmadı...Başbakanın attığı adımla AB hedefi 41 yıldır hiç olmadığı kadar yakına geldi." Posta: "Gözümüz aydın AB tamam." Vatan: "Harika sonuç" Güneş: "Yanlış hesap Brüksel''den döndü...

Piyasalar boşu boşuna alt üst oldu." Star: "5 Dakikada krizi çözdü." Cumhuriyet: "Zirvede geri adım...

Erdoğan''ın AB ile yarattığı gerilim, TCY''nin 6 Ekim''den önce zina''sız geçirileceği sözünden sonra aşıldı." Vakit: "Düğüm pazara çözülecek." Ve Yeniçağ gazetesinde üst başlık:"Müjde! AKP seçmene verdiği sözü tuttu!" şeklinde.

Manşet ise, "Türban yasak, zina serbest!" HAYIRLARA VESİLE !.. AB, herkesin eşit olduğunu söylemeye çalışsa da, üç dereceli üyelik uygulamaya başladı.

İlk çemberin (çekirdeğin) içinde kurucu ilk 10 ülke; ikinci çemberde 1 Mayıs 2004''de üye olan 15 ülke ve dış halkada da Türkiye, Ukrayna ve Fas gibi ülkeler yer alıyor.

15-20 yıl sonra AB dağılmaz, Türkiye de üye olursa; bu üçüncü halkada, karar mekanizmalarında etkisi olmadan, alınan kararlara kayıtsız koşulsuz uyan bir "uydu ülke" olacak.

Hadi hayırlısı.

Ya da, "hayırlara vesile olur inşallah!.."

 

Kaynak : Hulki CEVİZOĞLU - 27.09.2004 -
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yazar.asp?id=13&altid=112