Yazdır E-posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

HULKİ CEVİZOĞLU

 

ORDUNUN DA ADI DEĞİŞMELİYMİŞ!

Toplumda büyük tepki yaratan Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu''nun hazırladığı "Azınlık Raporu" tartışılmaya devam ediyor.

Raporun içinde yazılı olmayan, ama aklı başında her insanın fark ettiği diğer tehlikeler de bir bir açıklanmaya başlandı.

Raporu hazırlayan profesörler, görünürde "Türk" adına karşı çıkarken, "Türkiye" adına sığınıyor.

Oysa, ikisi arasında hiçbir fark yok.

"TÜRK" YERİNE "TÜRKİYE" ORDUSU ! "Türk" kelimesine alerjisi olanların "Türkiye" kelimesine sıcak bakması beklenemez.

Ama, onlar "şimdilik bir sığınak" gördükleri için "Türkiye" ya da "Türkiyeli" kelimelerini kullanıyorlar.

İki kavram arasında fark yok; çünkü, Türkiye demek özünde "Türkler''in yaşadığı vatan" demek.

Türk kelimesine alerji duyanların, "Türkler''in yaşadığı vatan" kavramına, yani Türkiye adına alerji duymamaları mantıklı mı?..

Değil!..

Onlar, Türkiye ve Kürdiye gibi adların birlikte kullanılmasını istiyor.

Yarın buna başka eklemeler de yapacaklar.

Nitekim, geçen hafta Siyaset Meydanı programındaki konuşmacılardan, Azınlık Raporu''nun yazarı Prof. Dr. Baskın Oran, sahur saatlerinde, "Türk Ordusu''nun da adı artık Türkiye Ordusu olmalıdır" deyiverdi!..

Yani, "Türk Silahlı Kuvvetleri" yerine "Türkiye Silahlı Kuvvetleri" adını önerdi ve bunu kabul etmemiz gerektiğini vurguladı.

Yakında ülkemizin adının da değişmesini isteyecekler.

Hatırlanacağı gibi, yine geçen hafta, eski başbakanlardan Turgut Özal''ın, vaktiyle "Türkiye Cumhuriyeti" yerine "Anadolu Cumhuriyeti" adını önerdiği açıklanmıştı.

SEVR PARANOYASI MI, GERÇEK Mİ?

"Bilimsel çalışma", "Avrupa Birliği''ne uyum" ya da "uygarlık" adı altında ülkemizi bölmek isteyenler, korumak isteyenleri "paranoyak" olmakla suçlamaya devam ediyor.

Bir başka deyişle, "hasta" diyorlar. Oysa, kendileri dışardan destekli biçimde tıpkı Osmanlı''nın son dönemi gibi Türkiye''yi de "hasta adam" konumuna soktuklarının farkında değiller.

Aslında bir kısım iyi niyetli (ama konjonktürü göremeyen) uzmanların dışında bunların çoğu durumu görüyor, fakat "geçmişten intikam almak" duygusuyla hareket ediyor.

Vaktiyle kendilerine yapılan siyâsi uygulamaları bir "içsel genelleştirme" ile siyasallaştırıyor ve "ülke nereye giderse gitsin, bu ülkeden, kendi geçmişimin acısını çıkarmalıyım düşüncesi" ile davranıyor. Bu kadar açık bilimsel ve tarihi bir gerçeği görmemek başka nasıl açıklanabilir? Bakınız, 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr Antlaşması ortada.

Yani, bir hayalden söz etmiyoruz.

Ortada bir paranoya yok.

Bu antlaşmanın 3 maddesi ile Türkiye içinde bir "Kürt Devleti" kurulmaya çalışılıyordu.

Kürtler''e "kendi kaderini tayin hakkı"(self-determinasyon) tanımak isteyen Avrupalılar, Antlaşmanın 62, 63 ve 64.maddeleri ile bunun esaslarını da belirlemişlerdi.

Buna göre Türkiye, Fırat nehrinin doğusundaki bölgede her türlü "ulusal egemenlik haklarından" vazgeçecekti!.. Ayrıca, İstanbul''da kurulacak bir komisyonun, resmen "Doğu Anadolu''da özerk bir Kürt Devleti kurulması" için çalışma yapması kararlaştırılmıştı. Özetle, Rus Profesör Lazarev''in 1989''da dediği gibi, "Kürtler açısından Sevr bir umut, Lozan ise iflastı." Bugün ise asıl paranoya görenler, Avrupalıların Sevr''i bize kabul ettireceğini sanan hastalardır.

"CEHENNEMLER KUDURSA, ÖLMEZ NİGÂHBANIYIZ (BEKÇİSİYİZ)"

Böyle "sanıyorlar." Ama yanılıyorlar.

Çünkü, Harbiyeliler''in bir yemini var.

Ne diyorlar Harbiye Marşı''nda: "Kanla, irfanla kurduk biz Cumhuriyet''i... Cehennemler kudursa, ölmez nigâhbanıyız." Harbiyeliler, Cumhuriyet''in "ölümsüz bekçileri" olduklarını söylüyor, yemin ediyor.

Kim, hangi makam ne düşünürse düşünsün, halkımız bekçilerimize güvenmek istiyor.

 

Kaynak : Hulki CEVİZOĞLU - 08.11.2004 -
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yazar.asp?id=13&altid=638