Yazdır E-posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

HULKİ CEVİZOĞLU

 

NEVROTİK SİNDRELLALAR

Türkiye’nin sömürgeleştirilmesine karşı çıkanlara uzun süredir “paranoyak” damgası vuruluyor.

Önceki bir yazımda, bu tür psikolojik savaş yürütenlere karşı ne denmesi, hangi sıfatın kullanılması gerektiğini daha sonra irdeleyeceğimi belirtmiştim.

Bugün bunun zamanıdır.

Çünkü, içinde bulunduğumuz Ramazan Bayramı nedeniyle, ağır bir siyâsi yazı yerine hafif(!) bir psikolojik yazı daha uygun olabilir.

(Bu vesileyle bayramınızı da kutluyorum.).

MANDACILIĞIN PSİKOLOJİK ANALİZİ

Paranoya(k) suçlamasına (...buna bilimsel ve incitici olmamak için “teori” de diyebiliriz) cevap verirken, bir anlamda “mandacılığın psikolojik analizini” de yapmış oluyoruz.

Mandacılığa karşı çıkan Atatürk (hay Allah! Yine Atatürk dedik, birileri yine kızacak!) bunun siyâsi cevabını çok iyi vermişti: “Oysa hangi bağımsızlık vardır ki, yabancıların öğütleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir.” Atatürk’ün askerî cevabını da savaş meydanlarında herkes almıştı...

Biz bugün psikolojik cevabı irdelemeye çalışalım...

Türkiye üzerinde yabancıların oyun oynamadığına inananlara, kısaca “Polyannalar” diyebiliriz.

Ama, iş “Polyannacılık” sınırını çoktan aştı.

Olayların iyi ya da kötü olmak üzere iki boyutu kalmadı.

Olaylar karşısında karamsarlığa kapılmadan hep olumlu tarafından görmek, iyiye yormak mümkün değil artık.

Çünkü, iyi bir şey göremez olduk.

SİNDRELLA KOMPLEKSİ

Bu nedenle, durumu tıpkı “paranoya” suçlaması yapanlar gibi psikolojik açıdan ele almak gerekiyor. Collette Dowling, Türkçe’ye Öteki Yayınları tarafından kazandırılan eserinde, insanların “içindeki şeytanla yüzleşmesi” gerektiğini söylüyor: “Kendi yaşamınızı ustanın eline bırakmak, son derece hayal kırıcı olabilir.” Yazara göre, “kaygıdan kaçmanın yolu, yaşantımızı başkalarına teslim etmek değil!” Türkiye’de birtakım siyâsi kaygılarından kurtulmak isteyenler, kendilerini Avrupa Birliği ya da ABD’ye (ustaya!) teslim ederek kaygılarından kurtulamayacaklar, demenin bilimsel açıklaması bu. Yazar, “Özgürleşmede tek gerçek hedefin kendimizi içerden özgürleştirmek“ olduğunu vurguluyor.

Başkalarının bakım ve gözetimi altında olmaya yönelik derin arzunun (siyasal anlamda mandacılık-HC) engelleyici güç olduğunu vurguluyor.

Dowling, kadınların psikolojini açıklamaya çalışırken, şöyle diyor: “Kadını, aklını ve yaratıcılığını tam olarak kullanmaktan alıkoyan ve büyük ölçüde bastırılmış tutumlardan ve korkulardan oluşan bu olguya, Sindrella Kompleksi diyorum.” Çağdaşlık ya da küreselleşme adı altında Türkiye’nin sömürgeleştirilmesine teorik destek verenler de, Sindrella gibi hâlâ dışarıdan bir şeylerin kendi yaşamlarını dönüştürmesini istiyor.

NEVROTİZM..

Karen Horney ise, “Kendi Kendine Psikanaliz” adlı kitabında (Öteki Yayınları) “nevrotikleri” anlatıyor.

Türkiye’nin son 200 yıllık “Batılılaşma çabalarını” hatırlayarak, şu sözleri birlikte okuyalım: “Bazı nevrotikler, - sevecenlik ve onaylanma ihtiyacı duyarlar.

Başkalarını hoş tutmaya ve onlar tarafından hoşlanılıp onaylanmaya ihtiyaç duyarlar.

Koşul, durum ve nesne ayrımı gözetmezler.

Otomatik olarak başkalarının beklentilerini yerine getirmek isterler; Kendini ortaya koyma korkuları vardır; Önemli olan tek şey başkalarının arzu ve görüşleridir; Başkalarının düşmanlığından ya da kendi içindeki düşmanlık duygularından korkarlar.” Bu bilimsel açıklamalar ışığında, “paranoyaklar” teorisine, “nevrotik Sindrellalar” kavramı ile cevap vermek yanlış mı olur?...

 

Kaynak : Hulki CEVİZOĞLU - 15.11.2004 -
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yazar.asp?id=13&altid=730