Yazdır E-posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 15
ZayıfMükemmel 

PROF.DR.ANIL ÇEÇEN

 

BÜYÜK ORTADOĞU ve KAFKASYA

Bütün dünya yeni bir büyük savaşa doğru sürüklenmektedir. Sanki Üçüncü Dünya Savaşı öncesini yaşıyormuşuz gibi bir hava var. Birinci Dünya Savaşı ile beraber Filistin'e girmeye başlayan Yahudi nüfusu, daha sonraları İkinci Dünya Savaşı’nın yaratmış olduğu ortamdan yararlanarak Orta Doğu'da İsrail Devletini iki bin yıl sonra yeniden kurabilmişlerdir. Soğuk savaş döneminin koşullarından yararlanarak, yeni yerinde tutunmayı başaran bu Yahudi devleti, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ortaya çıkan otorite boşluğunda kendisinin merkezde olduğu yeni bir plânı uygulamaya başlamıştır. Kudüs'ün yanı başındaki Sion tepesini dünyanın merkezi yapmayı ve burada bütün dünyayı yönetecek bir kale oluşturmayı kutsal bir amaç olarak kendilerine hedef seçenlerin, Tevrat'ta dile getirilen Fırat ve Nil arasında kalan vaadedilmiş toprakları yavaş yavaş işgal etmeye başladıkları görülmektedir.

İngiliz yönetimi altında Filistin'den toprak satın alarak bu bölgeye gelenlerin, ayrı bir devlet kurma konusunda İngilizler ile kavgaya sürüklenince Londra'dan vazgeçerek New York'a taşındıkları ve buradan dünyaya egemen olma hazırlıklarını yürüttükleri yirminci yüzyılın tarihi incelenirse ortaya çıkmaktadır. Arkasına ABD gücünü alan Siyonist lobinin, daha sonraları Avrupa'da Hitler olgusunu Sion plânı doğrultusunda kullanılmayı başardığı görülmüş ve Hitler'den korkan dünya Yahudileri’nin bir kısmı İsrail'e göçetmişlerdir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ilk kez Filistin'de Yahudi nüfus Arap nüfusu geçince, Siyonistler ABD baskıları ile İkinci Dünya savaşı sonrasında Ortadoğu'da bir Yahudi devleti olarak İsrail'in kurulmasını Birleşmiş Milletler kararı ile başlamışlardır.

Doğu ve Batı blokları arasındaki dengelerden yararlanarak Ortadoğu'ya yerleşen Yahudiler daha sonraları ülkelerinde sağlam bir yapı kurmaya öncelik vermişler, bunu on yıl içinde başardıktan sonra da bölgede genişlemek için her on yılda bir Arap komşuları ile savaşmışlardır. ABD desteği ve zengin Yahudi lobilerinin her türlü yardımlarından yararlanan İsrail, üç tarafı Arap ve Müslüman nüfus ile çevrilmiş bir bölgede güçlü bir ülke olarak ayakta kalabilmek için sürekli olarak genişlemenin yollarını aramış ve bu nedenle de Filistinliler’in yaşamakta olduğu bölgeleri zaman içerisinde askerî işgal yolu ile elde etmiş ve İsrail'in sınırlarını genişletmiştir. Bu nedenle de, İsrail'in kurulmasından sonra Ortadoğu bir türlü barışa kavuşamamıştır.

Sovyetler Birliği dağılırken, bunun yerine Avrupa Birliği’nin oluşmaya başlaması, bu doğrultuda, Avrupa'nın önde gelen ülkelerinin Almanya’nın öncülüğünde doğuya doğru gelişme projelerine yönelmelerine neden olmuştur. Almanya'nın bir büyük güç olarak tarih sahnesine çıkışı ile beraber gündeme gelen “Ostpolitik” yâni “Doğu Politikası” alanı içerisine bütün Ortadoğu'da girdiği için, Alman-Yahudi kavgasının Ortadoğu’ya taşınmasını önlemek isteyen İsrail kendi lobilerinin baskısı ile ABD'nin gücünden yararlanarak bütün Ortadoğu'yu ele geçirmenin plânlarını yapmıştır. Siyonizmin büyük plânına göre, Yahudiler’in Ortadoğu'da bulunabilmeleri için kesinlikle Büyük İsrail Devleti’nin kurulması gerekmektedir. Küçük İsrail ile Ortadoğu'ya egemen olmak mümkün olamayacağı için Büyük İsrail’i kurarak bütün Ortadoğu devletlerini böylesine bir siyasal yapının içerisinde Kudüs merkezli bir yönetimin egemenliği altına almak Yahudiler açısından zorunlu görünmektedir. Kurulduğundan bu yana yâni yarım yüzyıldır, İsrail devleti böylesine bir çaba içerisinde görülmektedir. İsrail'in kurulması ile beraber kuzeyindeki Lübnan'ın bir terör merkezi hâline dönüştürülmesi İsrail yayılmacılığına yardımcı olmuştur. Lübnan üzerinden terörün bütün bölge ülkelerine ihraç edilmesi bölgede her ülkeyi istikrarsızlığa sürüklemiş, bölge ülkeleri terör ile uğraşırken İsrail, bütün bölge ülkelerinde siyasal ve ekonomik açılardan üstünlüğü ele geçirmiştir. Şimdi artık bu üstünlüğün kullanılarak yeni bir büyük bölge devleti kurulması aşamasına gelindiği görülmektedir.

Türkiye'de bu süreçte payına düşenleri almıştır. Kamuoyu sürekli Avrupa Birliği’ne üyelik ile uğraştırılırken, Ortadoğu'ya yönelik bütün Amerikan ve İsrail plânları Türkiye üzerinden yürütülmüştür. Türkiye böylesine bir süreçte Kıbrıs'a müdâhale ederek adanın Avrupa'nın eline geçmesini önlemiş ve dolaylı olarak İsrail'e yardım etmiştir. İsrail karşı kıyısı olan Kıbrıs'ta bir Hıristiyan ya da Avrupa egemenliğine kendi güvenliği için tehlike olarak gördüğü için Türkiye'de lobisi ile Türkiye'nin Kıbrıs Askerî Harekâtı’nı desteklemiştir. Ayrıca soğuk savaş döneminin gerginleri sürecinde Türkiye gene üç kez askerî yönetime sürüklenmiştir. Bu askerî yöntemlerin Türkiye'de işbaşına gelmesinde daha çok Ortadoğu merkezli güç kavgasının öne geçtiği görülmekte, ABD ve İsrail'in Türkiye'yi Doğu Bloku’na ve Avrupa kıtasına karşı kalkan olarak kullanmak istediği aşamalarda askerî yönetimlerin devreye girdiği görülmektedir. Soğuk savaş ve küreselleşme dönemlerinde Türkiye'nin yaşadığı olayların büyük çoğunluğu Ortadoğu merkezli yeni yapılanma girişimleridir. Bu süreçte İsrail lobilerinin ABD aracılığı ile Türkiye'yi yönlendirdiği artık açıkça anlaşılmıştır.

Ortadoğu denilen bölge aslında jeopolitik olarak dünyanın merkezidir. Yahudiler dünyanın merkezini ele geçirerek, Sion tepesinde dünyanın Kabesi’ni inşa ederek, Ortadoğu üzerinden bütün dünyaya egemen olmak istemektedirler. Önceleri İngiliz İmparatorluğu’nu kullanan Yahudi lobilerinin şimdilerde Amerika Birleşik Devletleri’ni kullandığı görülmektedir. İngiltere ile kavga eden İsrail'in yakında Amerika ile de başının derde girmesi kaçınılmazdır. İngiltere ve İsrail nasıl ki, bir aşamadan sonra ayrı çıkarlarla kendi ulusal çizgilerinde hareket ederek ters düşmüşlerse aynı çıkmazın önümüzdeki dönemde Amerika ve İsrail arasında da meydana geleceğini söylemek mümkündür. Nitekim şimdiden Hıristiyan Amerikan nüfusunun İsrail'in çıkarları uğruna ABD'nin savaşa sürüklenmesine isyân ettiği görülmektedir. Amerikalı Katolik ve Protestan lobilerle yıllardır ABD'nin dış politikasını yönlendirmede çekişen ve kavga eden İsrail lobisi sonunda kendi Siyonist hedeflerine kabul eden bir işbirlikçi Hıristiyan tarikatı olarak Evanjelikleri desteklemiş ve Hıristiyan oylarının evanjeliklere kaymasını sağlayarak Hıristiyan görünümlü bir işbirlikçi Siyonist Hıristiyan kadronun ABD'nin başına gelmesini sağlamıştır. Neocon adı verilen yeni muhafazakârların çoğunluğu Tevrat’taki kutsal toprakların İsrail'in denetimine geçmesini savunmaktadırlar. Böylece, ABD'de İsrail lobisi çok rahat biçimde bütün Amerika’yı, İsrail'in çıkarları doğrultusunda, Ortadoğu'da kullanılabilmektedir. Türkiye üzerindeki ABD baskısı da gene aynı İsrail lobilerince yönlendirilmektedir. Türkiye'deki büyükelçilerin büyük çoğunluğunun Yahudi asıllı olmalarının bu durumun bir göstergesi olduğu artık iyice anlaşılmaktadır.

Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Fas'ın başkenti Rabat'ta toplanan zirve toplantısı ile İsrail'in “Büyük Ortadoğu” stratejisi başlamıştır. Ortadoğu’nun Arap ve Müslüman ülkelerine karşı, İsrail Büyük Ortadoğu adı altında daha geniş bir stratejiye yönelirken yalnızca Ortadoğu ile yetinmemekte, Kuzey Afrika, Balkanlar ve Kafkaslar'ı da Büyük Ortadoğu'nun sınırları içerisine dahil etmektedir. Bu bölgelerin hepsinin eski Osmanlı ülkesinin parçaları olduğu dikkate alınırsa, “Büyük İsrail” devleti “Büyük Ortadoğu” adı altında eski Osmanlı hinterlandında kurulmak istenmektedir. Bu nedenle son günlerde fazlasıyla “Yeni Osmanlıcılık” konuları tartışılmaya başlanmıştır. Türkiye devleti cumhuriyetin misak-ı millî politikalarından kaydırılarak eski Osmanlı bölgelerine doğru yönlendirilmek istenmektedir. İsrail, ABD'yi kullanarak Türkiye'yi ve Türk ordusunu eski Osmanlı ülkelerini yeniden ele geçirmede kullanmaya çaba göstermektedir. Bu doğrultuda Irak'a asker gönderme kararı aldırılmıştır. Irak gerekçesi ile Türk ordusunun millî sınırlar dışına çıkması sağlanarak, eski Osmanlı hinterlandında, İsrail'in çıkarları uğruna bir büyük maceraya Türkiye alet edilmek istenmektedir.

İngiltere ve Amerika'yı kullanarak bu duruma gelen İsrail artık bir bölge ülkesi olarak Türkiye'yi kullanarak yoluna devam etmek istemektedir. Büyük Ortadoğu görünümü altında Büyük İsrail devleti, Yahudi lobilerinin çıkarları doğrultusunda Türkiye'ye kurdurulmak istenmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye'nin seksen yıllık cumhuriyet birikimi de uygulanan politikalarla tasfiye edilmekte, Türkiye İsrail'in istediği yeni Osmanlılı yapılanmasına dönüştürülmektedir. Aslında bu bölgede yaşayan Hıristiyan nüfuslar da yeni Bizans kuruluyor denilerek bu proje çerçevesinde yönlendirilmektedir. Yeni Osmanlı ya da Bizans sözleri Büyük İsrail projesini Müslüman ve Hıristiyan bölge halklarına benimsetmek için kullanılmaktadır. Böylece Yahudiler’in Siyonist plânlarına diğer dinlerin karşı çıkması önlenmeye çalışılmaktadır.

Büyük İsrail projesinin, Ortadoğu sonrasındaki ana hedefi Kafkasya’yı ele geçirmektir. Geleceğin petrol ve doğal kaynaklar bölgesi olarak öne çıkmakta olan Hazar havzasının yeniden Ruslar’a bırakılması ya da Avrupa ile Asya'nın büyük ülkesi olan Çin'in kontrolü altına geçmesini önlemek için kesinlikle Kafkasya'nın Büyük Ortadoğu bölgesinin içine alınması gerekmektedir. Hazar İmparatorluğu döneminde Kafkasya bir büyük siyasal yapılanmanın merkezi olmuştu. Hazarlar’ın yıkılmasından sonra ne Müslümanlar ne de Ruslar Kafkasya merkezli yeni bir büyük siyasal yapılanmaya izin vermemişlerdir. Sovyetler Birliği döneminde Kafkasya'nın bağlama limanı Moskova olmuştu, şimdilerde İsrail merkezli bir büyük Ortadoğu yapılanmasında Kafkasya'nın bağlama limanının Kudüs olacağı görülmektedir. İstanbul merkezli yeni bir yapılanma olmazsa, Avrupa Birliği’nin Kafkas ülkelerini üye yapması gerçekleşmezse, İsrail Büyük Ortadoğu yapılanmasının sınırları içerisinde Kafkasya'yı da denetimi altına alacaktır. Sovyetler’in yıkılmasından sonra bağımsız kalan Güney Kafkasya Cumhuriyetleri’nde İsrail lobileri ekonomiyi ele geçirmiştir. Azerbaycan ve Gürcistan'da sağladıkları ekonomik üstünlüğü şimdilerde siyasal amaçlı olarak kullanma aşamasına gelmişlerdir. Bu doğrultuda Ermenilerle barışmak ve işbirliği yaparak Ermenistan'ı ABD, Rusya, İran ve Fransa etkisinden kurtarmak üzere ciddî İsrail politikalarının gündeme geldiği görülmektedir. Güney Kafkasya devletleri ile kurulacak olan yakınlaşmayla Kafkasya halkları, İsrail tarafından Ortadoğu'nun Arap ve Müslüman halklarını dengelemek açısından kullanılacaktır. Kafkasya ile yakınlaşmak ve Ortadoğu'nun sınırlarını Kafkasya'yı içine alacak kadar genişletmek İsrail için Arap ve Müslüman Ortadoğu çoğunluğuna karşı bir anlamda kurtarıcı olmaktadır. İsrail kendi çıkarları açısından Kafkasya ile Ortadoğu’yu dengelemenin hesaplarını yapmaktadır.

Kafkasya'nın geleceği Ortadoğu'ya doğru kayarken, Kuzey Kafkasya'nın konumu değişmektedir. Hâlen devam eden Çeçen Savaşı’nın sürmesinde İsrail lobilerinin desteği artık açığa çıkmıştır. Çeçen savaşı ile Rusları Kafkasya'nın kuzeyinde oyalayan İsrail lobileri Ruslar’ın yeniden Gürcistan üzerinden Güney Kafkasya'ya dönmelerini engellemektedirler. Bu durum Kafkasya Kuzey ve Güney olarak yeniden ikiye bölünmekte ve gelecekte Kafkasya'nın bölgesel bir bütünlüğe kavuşmasına izin verilmemektedir. Çeçenler’in bağımsızlık savaşına kalkışmasında çok etkin olan Groznili Yahudiler daha sonraları İsrail'e göç ederek Çeçenler’i yalnız bırakmış ve bir anlamda Ruslar’ın bu ülkede katliam yapmalarına giden yolun açılmasına neden olmuşlardır. Avrupa ve Amerika'da etkin olan Yahudi lobileri Çeçenler’i sürekli olarak Rusya ve Putin üzerinde bir denge unsuru olarak kullanmışlardır. Rusya ve Putin onların isteklerine uyduğu zaman Çeçenler’i görmezden gelmişler, Rusya ve Putin ile karşı karşı kaldıkları zaman Çeçenler’i Ruslar’a karşı kışkırtarak kullanmışlardır. Okumuş ve aydın insanlarını yitiren Çeçenler ise bu çıkmazda, yeni dünya düzeninin Büyük Ortadoğu devleti kurucularının oyunlarına kurban giderek Rus emperyalizmine karşı onların kullandığı bir silâh konumuna sürüklenmişlerdir. Putin'in ABD'nin Irak seferine karşı çıktığı aşamada Moskova tiyatrosunda Çeçen eyleminin yapılmasında ABD ve İsrail lobilerinin emrindeki dünya güçlerinin rolü açıkça belli olmaktadır.

Büyük Ortadoğu'nun İsrail merkezli olarak kurulmasının uzun süre alacağı görülmektedir. Bu plân açığa çıktığı için bölge ülkeleri kendilerini koruyabilme doğrultusunda direnecekler ve yeni işbirlikleri getireceklerdir. Bu nedenle, Kafkasya'nın geleceği de uzun süreli bir belirsizliğe mahkûm görünmektedir. Kuzey Kafkasya ise, Rus gücünün kuzeye hapsedilmesinde bir bariyer olarak kullanılmakta, cahil bıraktırılan Çeçen halkı bölgenin silâhlı gücü olarak Ruslarla savaşırken, güney Kafkasya'da İsrail ve ABD etkisinin yayılmasını kolaylaştırmaktadır. Batılı bilim adamları Kuzey Kafkasya’yı bir bariyer olarak tanımlarken, Çeçenleri de bu engelin askerleri olarak göstermektedirler. Yüz yılı aşkın bir süredir devam eden bu durumun günümüzde de süreceği anlaşılmaktadır. Hazar bölgesinin yeni bir çekişme alanı olarak öne geçmesiyle çatışmaların daha da süreceği ve diğer bölgelere de yayılacağı söylenebilir. Güney Kafkasya'nın ABD üzerinden İsrail'in konumuna geçmesini önlemek isteyecek Avrupalı ve Asyalı güçlerin gelecekte karşı hareketlere geçmesi, bütün Kafkasya'yı ateş çemberine dönüştürebilir. Bu nedenle Kafkasya'nın güneyi ve kuzeyi ile geleceğini iyi izleyebilmek için İsrail merkezli Büyük Ortadoğu plânının hangi aşamalara varabileceğinin önceden belirlenmesi gerekmektedir. Ortadoğu savaşı Kafkasya'ya da savaş getirmiştir. Kafkasya'nın barışa kavuşabilmesi için öncelikle Ortadoğu’da barış zorunludur.

 

Kaynak: http://www.add.org.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=83&Itemid=64