Yazdır E-posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

EROL MANİSALI

 

SERTAB'LA AVRUPA'YA GİRMEK...

Sertab Erener 'in Eurovision'da birinci olması beni çok mutlu etti. Geçen yaz İlhan Mansız 'ın Senegal'e attığı altın golden sonra ben de kendisini sokağa atanlar arasındaydım.

Sertab'ın başarısı medyaya, ''Sertab'la nasıl Avrupalı olduk'' anlayışı içinde taşındı. Ey Avrupa biz geliyoruz gibisinden ifadeler gözüme takıldı.

Geçen hafta izlediğim Dresden Devlet Orkestrası'nın şefi bir Japon idi. Japonya, ''Avrupalı'' mı olmuştu? Hayır, Japon müzisyenler bu alanda Avrupalılar kadar ileri olduklarını göstermişlerdir. Biz 1948 Olimpiyatları'nda dünya şampiyonu olduğumuz zaman ''Dünyalı'' ya da ''Avrupalı'' olduğumuzu mu ıspatlamıştık? Sadece, güreşte ileri olduğumuzu ortaya koymuştuk.

Müzikte, sinemada, matematikte, sporda gelişmiş ülkelerle yarışarak uluslararası düzeyi kovalamak çok güzel. Ancak bu ilerlemenin ve gelişmenin siyasi, sosyal, iktisadi ve kültürel bir bütün olduğunu akıldan çıkarmamak gerekir. Hele hele ''bir taraftan Avrupa'nın (AB'nin) iktisadi ve siyasi sömürgesi haline gelirken bu sömürgeleşmeyi Sertab'ın ya da Nihat Kahveci 'nin başarıları ile örtüp gizlemeye çalışmak'' , Sertab'lara ve Nihat'lara en büyük saygısızlık olur.

- Senegalli futbolcular Fransız takımlarını doldurdukları zaman zavallı Senegal gelişmiş bir ülke olmuyor.

- Avrupa'da Afrika müzik rüzgârları estiği zaman Afrika ilerlemiyor. Avrupalının sofrasına, ağız tadı için bir baharat eklenmiş oluyor!

Gerçek Avrupalı(!) olmak...

Japon Japon, Türk Türk, Mısırlı Mısırlı olduğu zaman öğünmek gerekir. İktisadı, siyaseti, eğitimi, müziği ve sporu ile...

Biz ''Avrupalı olmak'' için kendimiz değil, başkası oluyoruz. Aynen Toyoto'nun Avrupa pazarı için otomobil üretirken ''Avrupa konsepti araba'' (!) üretmesi gibi. Ticarette doğaldır:

Malı kime satıyorsanız onun hoşuna gidecek biçimde üretmeniz gerekir. Eurovision ise Avrupa ülkelerinin müzik ve kültür yarışmasıdır. Kendi müzik ve kültürleri, kendi dilleri yarışırlar: Öyle olması gerekir.

Edit Piaf 'ı Kahire'de Arapça, Hintli Raj Kapor 'u Madrid'de İspanyolca ya da İbrahim Tatlıses 'i İngilizce şarkı söylerken düşünebilir misiniz?

Bizimki biraz Japon otomobili gibi oluyor. Otomobilde yapamadığımızı müzikte yapıyoruz. Avrupalı şunu sever, bunu sever diye, ''Avrupa Konsepti'' araba üretir gibi müzik üretiyoruz. Sertab'ın baskın yerli kimliği ve sempatisi, giydiği (potur) ve göbekler de olmasa, müziğin ''bizden'' olduğunu anlamak zorlaşır.

1975'te Semiha Yankı 'nın seslendirdiği ''Seninle Bir Dakika'' şarkısı sonuncu olmuştu. Ama bizim insanımızın, halkımızın şarkısı idi. Ve onun için de yıllar boyu dillerden düşmedi. Halkımızın sevdiğini, ''Avrupalı'' sevmemişti. Esas mesele budur.

Aynı Avrupa Birliği, işte bunun için Türkiye'yi içine almıyor, sadece oyalıyordu. ''Türkiye'nin, Türk halkının hoşuna gidecek, onu geliştirecek şeyler yapmasını değil, Avrupa'nın hoşuna gidecek ve işine gelecek şeyler yapmasını istiyordu.''

Semiha Yankı'nın şarkısı ''bizim'' şarkımızdı; Avrupa onu sonuncu yapmıştı. Biz de ne yapıyoruz; Halkımızın değil, ''Avrupalının beğeneceği'' şeyler yapalım diyoruz.

Sertab Erener'lerin, Nihat Kahveci'lerin bireysel başarılarını, ''toplumsal başarısızlıkları unutturmak, hatta gizlemek için kullanıyoruz.''

Önemli olan Senegal veya Madagaskar gibi ''Avrupalı olmak'' değildir: Biz bu modeli Tanzimat ile yaşadık. Önemli olan 70 milyon insanımız ile..

- siyasi alanda,

- iktisadi alanda,

- demokrasi, sanat ve kültür alanlarında..

bir bütün olarak gelişme göstermektir. Uluslararası ilişkilerde uygar, çağdaş ve saygın bir Türkiye olarak yer almaktır.

Yoksa onlar gibi konuşarak, gülerek, ağlayarak olsa olsa ''Avrupalı'' değil, bir ''bukalemun'' oluruz. Arka bahçede dolaşan bir yaratık gibi.

Her şey bir yana Sertab, bataklıkta açan bir çiçek gibiydi: Hep birlikte kutluyoruz...

Bu arada küçük bir not: Rumların bize ilk defa puan vermesi çok güzel. Ancak, biz Kıbrıs'ta sıkı durup ulusal çıkarlarımızı korurken bir şey vermiyorlardı.

Hükümet Atina'nın ve Rumların hoşuna gidecek ödünler vermeye başlayınca Rumlar da puanları verdiler.

Yani oylar, Kıbrıs karşılığında geliyor. Batı yavaş yavaş Türkiye'yi istemeye başladı. İçimizde bazıları ''Türkiye'yi de verirsek ne puanlar alırız'' diye çoktan düşünmeye başlamışlar bile...

Yazdıklarına, söylediklerine bakın görürsünüz...

 

Kaynak :
Cumhuriyet - 26/05/2003 tarihli makalesi.
http://www.ataturquie.asso.fr/informations_europe_turquie030526.htm