Yazdır E-posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

MÜMTAZ SOYSAL

 

ŞANTAJ ve TEMKİN

EĞRİ oturup doğru konuşalım: AB'ye tam üye oluşun, hatta tam üye olmak için çabalamanın yararlı tarafları olduğu gibi rizikolu tarafları da vardır.

Yararlı yönleri, çok kişinin yazıp söylediği gibi, zaten yapmamız gereken, ama başka türlü uzun zaman alacak şeylerin çabuk yapılıvermesi. Yalap şalap da olsa. Demokratikleşme, insan hakları, yaşam standartlarını düzeltme falan.

Rizikolu olanlar, AB'nin, başkaları için yapmadığı, ama haksızca Türkiye'ye şart koştuğu ve eğer benimseyip yaparsak cumhuriyetçi ilkelerin köküne kibrit suyu dökecek olanlardır. Ülkenin ve devletin bütünlükçü yapısını bozan, laikliği tehlikeye atan, hele Ege'yle Kıbrıs'ta bu ulusun temel çıkarlarına ters düşen adımlar. Üstelik, bunlar bir kez atıldığında geri alınamayacak ve kuşaklar boyu hep ulusal ihanet olarak anılacak adımlardır.

Bunları AB istiyor diye hemen yapmamak ve olanca açıklığıyla hep birlikte tartışıp hemen yapmayışın nedenlerini halka etraflıca anlatmak gerekir.

Ü stelik, bunlar yapıldı diye Avrupa kapılarının açılıp açılmayacağı da belli değil. Belki de, bunlar yapıldıktan sonra kapılar ya büsbütün kapanacak ya da ''maksat hâsıl oldu'' diye burnu iyice sürtülmüş ve süngüsü düşmüş bir Türkiye Avrupa'nın ortak sömürgesi olarak lütfen kabul buyurulacaktır.

Kapıların açılacağı şüpheli; çünkü Avrupa'nın kendi geleceği de belirsiz. ''Devletler kurultayı'' dolayısıyla süren tartışma öyle sonuçlanabilir ki, o tür bir AB'de Türkiye'ye yer bile olmaz ya da bu ülke o yeri haklı olarak hiç beğenmez.

Ayrıca unutmayalım: Türkiye'nin üyeliğine karar verecekler arasında, Yunanistan'a ek olarak bir de Kıbrıs Rum Yönetimi olacaktır. Her ikisi, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da kendi amaçları için AB'yi sonuna kadar tepe tepe kullanmaya kesin kararlı. Kimi hukukçular, ''Kıbrıs'la Ege başka, tam üyelik başka'' diyerek konuları birbirinden ayırmaya çalışsalar bile, hem Brüksel bunları Ankara'ya yollanan katılım koşulları içine koymaktan geri kalmıyor, hem de Atina fırsat buldukça bunlara gönderme yapmadan duramıyor.

İ nsanı kızdıracak tam bir ikiyüzlülük ve sinsilikle. Sık sık ''AB yolunda Ankara'ya yardımcı olmak'' tan söz eden Simitis 'in, 2002 Eylül'ünde söylediği ve Yunan Büyükelçiliği'nin Ankara'da yayımlanan kuşe kâğıtlı bültenine koyduğu şu sözlere bakın: ''Kıbrıs, kuşkusuz, Türkiye'nin Avrupa yaklaşımına bağlı bir konudur. Ben bunu, AB çerçevesinde, müktesebatın bir parçası olarak tanımlıyorum. Üye ülkeler ve Avrupa Komisyonu düzeyinde sürekli vurgulandığı üzere, Türkiye Kıbrıs sorununun çözümüne yapıcı katkıda bulunmalıdır ve bu yapıcı yaklaşım Türkiye'nin Avrupa beklentileriyle doğrudan ilişkilidir.''

Temkinli davranmayıp bu şantaja boyun eğmek, bütün Avrupalılarla birlikte eski Osmanlı uyruğu Yunanların da sömürgesi olmaya hazırlanmak demektir.

 

Kaynak :
Cumhuriyet - 09/06/2003 tarihli makalesi.
http://www.ataturquie.asso.fr/informations_europe_turquie030609.htm