Yazdır E-posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 26
ZayıfMükemmel 

 

BURSA NUTKU

 

TÜRK GENCİ İNKILÂPLARIN VE REJİMİN SAHİBİ VE BEKÇİSİDİR. BUNLARIN LÜZUMUNA, DOĞRULUĞUNA HERKESTEN ÇOK İNANMIŞTIR. REJİMİ VE İNKILÂPLARI BENİMSEMİŞTİR. BUNLARI ZAYIF DÜŞÜRECEK EN KÜÇÜK VEYA EN BÜYÜK BİR KIPIRTI, BİR HAREKET DUYDU MU: BU MEMLEKETİN POLİSİ VARDIR, JANDARMASI VARDIR, ORDUSU VARDIR, ADLİYESİ VARDIR... DEMEYECEKTİR. HEMEN MÜDAHALE EDECEKTİR. ELLE, TAŞLA, SOPA VE SİLAHLA... NESİ VARSA ONUNLA ESERİNİ KORUYACAKTIR. POLİS GELECEKTİR, ASIL SUÇLULARI BIRAKIP SUÇLU DİYE ONU YAKALAYACAKTIR, GENÇ, "POLİS HENÜZ İNKILAP VE CUMHURİYETİN POLİSİ DEĞİLDİR" DİYE DÜŞÜNECEK FAKAT ASLA YALVARMAYACAKTIR. MAHKEME ONU MAHKÛM EDECEKTİR. YİNE DÜŞÜNECEK: "DEMEK ADLİYEYİ DE ISLÂH ETMEK, REJİME GÖRE DÜZENLEMEK LÂZIM..." ONU HAPSE ATACAKLAR; KANUN YOLUNDAN İTİRAZINI YAPMAKLA BERABER, BANA, İSMET PAŞA'YA, MECLİS'E TELGRAFLAR YAĞDIRIP HAKSIZ VE SUÇSUZ OLDUĞU İÇİN TAHLİYESİNE ÇALIŞILMASINI, KAYIRILMASINI İSTEMEYECEK... DİYECEK Kİ: "BEN İNAN VE KANAATİMİN İCABINI YAPTIM. MÜDAHALE VE HAREKETİMİZDE HAKLIYIM. EĞER BURAYA HAKSIZ OLARAK GİRMİŞSEM, BU HAKSIZLIĞI MEYDANA GETİREN SEBEP VE AMîLLERİ DÜZELTMEK DE BENİM VAZİFEMDİR..."

İŞTE BENİM ANLADIĞIM TÜRK GENCİ VE TÜRK GENÇLİĞİ...

 

Mustafa Kemal ATATÜRK

 

AÇIKLAMA

 

Atatürk’ün “Bursa Nutku”, günümüzün en ilgi çekici konularından birisi haline gelmiştir. Zamanın Bornova Savcısı, Bornova Asliye Mahkemesi’nde, “Nutuk”u okuyanların, halkı kanunlara karşı gelmeye teşvik iddiası ile dava açtı. Bu sırada dönemin Yargıtay Başkanı’nın “Adalet Yılı” açış konuşmasında, “Nurculuk” dolayısıyla, Atatürk’ün Bursa Nutku’nu tekrar etmesi üzerine şiddetlenen tartışma, halen devam etmektedir. Bu nutkun anarşiyi teşvik ettiği, özellikle “Atatürk tarafından söylenmediği” yönünden gazetelerde başlayan tartışmaya, sonunda dönemin Başbakanı da katılmıştır.

 

Konu, Senato ve Millet Meclisi kürsülerinde konuşulmuş, konuşulmaktadır. Nihayet, Atatürk Üniversitesi asistanlarından biri, nutkun Stalin tarafından söylendiğini iddia edecek kadar kendinden geçmiştir. Türk tarih Kurumu’nun nutkun Atatürk tarafından söylendiğini açıklayan kısa bildirisine rağmen, dönemin Başbakanı nutkun Atatürk’e nispetini şüpheli olarak ilan ettikten başka, bu nutuk Atatürk tarafından söylense bile, suç teşkil eder görüşünü ileri sürmüştür. Yani Atatürk’ün inkılapları nasıl millete mal olmuş olanlar ve mal olmamış bulunanlar diye ikiye ayrılmış ise, şimdi de Atatürk’ün nutukları veya sözleri suç teşkil edenler veya etmeyenler diye ayrılmak teşebbüsüne geçilmiştir.

 

İşin garip olan tarafı, nutkun ilk defa 1947’de yayımlandığının bilindiği, bugüne kadar 19 yıl, sayısız yerde yayımlanıp söylendiğidir. Gene kesin olarak bilinmektedir ki, bu nutuk 1949’da İzmir’de bir DP toplantısında Celal Bayar tarafından Şeref Balkanlı’ya verilerek okutulmuştur. O tarihte Demokrat İzmir Gazetesi, bu olayı ve nutku yayımlamıştır.

 

O tarihlerde çok partili hayata henüz geçilmiş olmasına rağmen, herhangi bir takibat yapılmamıştır.

 

1954’te bu nutkun ilk cümlesi, Ankara’da Ziraat Fakültesi’nde taşlar üzerine kazılmıştır.

 

Nihayet 1958’de, “gericilik” olayı ile ilgili olarak Ulus’ta basıldığı zaman Ulus Gazetesi hakkında, Ankara Savcılığı, takibata geçmiş ve fakat bizzat Adnan Menderes’in ilgilenmesiyle Ulus hakkında “ademi takip” (bildiğim kadarıyla takipsizlik demek) kararı verilmiştir.

 

Siyasi düşünceler ve hesaplar bizi hiçbir şekilde ilgilendirmemiştir. Bizim için önemli olan Atatürk’ün bu nutku söyleyip söylemediğini ortaya koymaktır. Söylenmemiş bir sözü söylenmiş gibi göstermeye kimsenin hakkı olmadığı gibi, söylenmiş bir sözü de, yok etmeye kimsenin hakkı yoktur. Hele Atatürk’ün sözlerini yok etmeye, kimsenin gücü yetmez.

 

1958’de Ulus hakkında takibat yapıldığı zaman başlayan araştırmalarımın sonucunda bu nutkun kesin olarak Atatürk tarafından söylendiği inancına vardım. Bu inancım tanıklar, olaylar ve belgelere dayanmaktadır. Zaman zaman basın toplantıları yaparak, kamuoyuna ve araştırıcılara kolaylık sağlayabilecek bilgiler verdim. Bursa Nutku’nun Atatürk tarafından söylendiğini ifade ettim. Tartışmaların cereyan ettiği günlerde, araştırmalarımın sonuçlarını Ulus Gazetesi’nde yayımladım.
( 25 Kasım – 3 Aralık 1966 günlü Ulus Gazeteleri)

 

Tartışma hâlâ bitmemiştir. Araştırmalarımın ana hatlarını yayımlamanın yararlılığını ve zorunlu olduğunu uygun gördüm. Karşı iddiaların en ağır ve en önemlilerini de, diğer bazı yazılarla birlikte, kitabın sonuna aldım. Böylece okuyucu, nutkun olmadığını, söylenmediğini, Stalin’in olduğunu iddia edenlerin görüşlerini de okumak imkânına sahip kılınmıştır.

 

Ben bir “tarihçi” değilim. Tarihçilerin de, şu sırada ne ile meşgul olduklarını bilmiyorum. “Türk genci inkılapların ve rejimin dhip ve bekçisidir” sözlerine uyarak “nem varsa onunla” eserimizi korumaya gayret ettim.

Ankara – 4/1/1967
Reşit Ülker

 

ATATÜRK’ÜN BURSA NUTKU ve KUŞKULAR

Atatürk’ün inkâr ve yok edilmek istenilen Bursa Nutku hep bilindiği gibi şöyledir:

 

"TÜRK GENCİ İNKILÂPLARIN VE REJİMİN SAHİBİ VE BEKÇİSİDİR. BUNLARIN LÜZUMUNA, DOĞRULUĞUNA HERKESTEN ÇOK İNANMIŞTIR. REJİMİ VE İNKILÂPLARI BENİMSEMİŞTİR. BUNLARI ZAYIF DÜŞÜRECEK EN KÜÇÜK VEYA EN BÜYÜK BİR KIPIRTI, BİR HAREKET DUYDU MU: BU MEMLEKETİN POLİSİ VARDIR, JANDARMASI VARDIR, ORDUSU VARDIR, ADLİYESİ VARDIR … DEMEYECEKTİR. ELLE, TAŞLA, SOPA VE SİLAHLA… NESİ VARSA ONUNLA ESERİNİ KORUYACAKTIR.


POLİS GELECEKTİR, ASIL SUÇLULARI BIRAKIP SUÇLU DİYE ONU YAKALAYACAKTIR. GENÇ, “POLİS HENÜZ İNKILAP VE CUMHURİYETİN POLİSİ DEĞİLDİR” DİYE DÜŞÜNCEK FAKAT ASLA YALVARMAYACAKTIR. MAHKEME ONU MAHKÛM EDECEKTİR. YİNE DÜŞÜNECEK: DEMEK ADLİYEYİ DE ISLÂH ETMEK, REJİME GÖRE DÜZENLEMEK LÂZIM…


ONU HAPSE ATACAKLAR; KANUN YOLUNDAN İTİRAZINI YAPMAKLA BERABER, BANA, İSMET PAŞA’YA, MECLİSE TELGRAFLAR YAĞDIRIP HAKLI VE SUÇSUZ OLDUĞU İÇİN TAHLİYESİNE ÇALIŞILMASINI, KAYRILMASINI İSTEMEYECEK, DİYECEK Kİ: BEN İMAN VE KANAATİMİN İCABINI YAPTIM. MÜDAHALE VE HAREKETİMDE HAKLIYIM. EĞER BURAYA HAKSIZ OLARAK GELMİŞSEM, BU HAKSIZLIĞI MEYDANA GETİREN SEBEP VE AMîLLERİ DÜZELTMEK DE BENİM VAZİFEMDİR. İŞTE BENİM ANLADIĞIM TÜRK GENCİ VE TÜRK GENÇLİĞİ…"

 

 

KORKU ve KUŞKUNUN NEDENLERİ


Atatürk’ün nutkundan neden korkulmaktadır? Neden kuşkulanılmaktadır? Önce bunu çözümlemek lazımdır. Bu nutuktan korkulduğu, kuşkulanıldığı içindir ki: Ona hücum edilmekte, inkar edilmekte, hakkında kovuşturma yapılmakta, hakkında dava açılmakta ve en nihayet onun Stalin tarafından söylenmiş bir komünist manifestesi olduğu gibi iğrenç bir iddiaya kadar gidilmektedir. Çünkü; bu yola sapanlar “inkılapları ve rejimi” çiğnemek ve çiğnetmekle ayakta durabilmektedirler.

 

Dini politikaya alet edenler Türk Milliyetçiliğine, Türk Milletine, Türk Devrimlerine düşman olanlar. Halkın egemenliği yerine, halkı egemenlikten yoksun bırakarak şeriat düzenini getirmek isteyenler. Atatürk’e “tek gözlü teccal”, “islam teccali” ; Ziya Gökalp’e “mülhit” diyenler… (…) ve benzerleri nutukta sözü geçen “inkılapları ve rejimi” çiğnemek isteyenlerdir. Bu nutkun kendilerine karşı Atatürk tarafından söylendiğini bildikleri için ve bir gün bu nutkun dünyayı başlarına yıkacağına inandıkları için onu yok etmek istemektedirler İşte kuşkularının, korkularının nedenleri budur.

 

Bu nutuk münhasırsan “inkılaplar ve rejim” için söylenmiştir. Laikliğe karşı girişilen bir kımıldanma hali için söylenmiştir. 1958’de Ulus gene Nurcuların faaliyetlerine karşı bu nutku basmıştır. Yargıtay Başkanı Nurculukla ilgili karar dolayısıyla nututan bahsetmiştir. Kuşkulananlar neden dolayı kuşkulandıklarını hayet iyi bilmektedirler.

 

BURSA NUTKU ANARŞİYİ TEŞVİK EDEN BİR NUTUK MUDUR?

Atatürk’ün Bursa Nutku, memlekette anarşi yaratacak, halkı kanunlara karşı gelmeye kışkırtacak, devlet nizamını ihlal edecek bir nitelikte gösterilmekte ve bütün iddialar bu temele bina edilmektedir. İşte bundan ötürüdür ki bu nutukun gerçekten halkı kanunlara karşı gelmeyi, anarşi yaratmayı, devlet nizamını ihlal etmeyi teşvik eder bir nutuk olup olmadığında birleşmek lazımdır.


Atatürk nutkunda ne diyor?

 

"TÜRK GENCİ İNKILÂPLARIN VE REJİMİN SAHİBİ VE BEKÇİSİDİR. BUNLARIN LÜZUMUNA, DOĞRULUĞUNA HERKESTEN ÇOK İNANMIŞTIR.

 

BUNLARI ZAYIF DÜŞÜRECEK EN KÜÇÜK VEYA EN BÜYÜK BİR KIPIRTI, BİR HAREKET DUYDU MU: BU MEMLEKETİN POLİSİ VARDIR, JANDARMASI VARDIR, ORDUSU VARDIR DEMEYECEKTİR. HEMEN MÜDAHALE EDECEKTİR VE KENDİSİ ESERİNİ KORUYACAKTIR."

 

Önce nutuktan açıkça anlaşılmaktadır ki: Atatürk’ün verdiği görev “inkılaplar ve rejim” konusundadır. Rejim, Türkiye Cumhuriyeti’dir. Atatürk Büyük Nutku’nda da “Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyeti’ni, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir” demek suretiyle rejimin korunmasını Türk Gençliğine emanet etmiştir ve açıklamıştır: "Memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve delalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleri ile tevhid edebilirler" "Ey Türk istikbalinin evladı; işte bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklal ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda, mevcuttur."


Atatürk 15-20 Ekim 1927’de söylemiş olduğu bir sözü tekrar etmektedir. Atatürk 1927’de rejimi, Türkiye Cumhuriyeti’ni Türk Gençliğine emanet etmiştir ve gereğine göre nasıl korunacağını göstermiştir. 1938’de de Bursa Nutku’nda aynı esası tekrar etmiştir.

 

Her konuda her zaman polisi, jandarmayı, adliyeyi dinlemeyin, istediğiniz gibi hareket edin diye bir emri Atatürk’e yaraştırmak beyhude bir gayrettir. Atatürk “rejim ve inkılapları” “zayıf düşürecek” “bir kıpırtı ve hareket” ten bahsetmiştir.

 

Öyleyse önce “rejimi”, inkılapları tehlikeye düşürecek “bir kıpırtı ve bir hareket” olacaktır. Bu “kıpırtı ve hareket”in gerçekten “rejim ve inkılapları” tehlikeye düşürdüğü inancına varılacaktır. Sonra buna müdahale edilecektir.

 

Esasen polis, jandarma, ordu, adliye zamanında olaya müdahale etmişse, mesele yoktur. Ama ileride ayrıntılarını açıklayacağımız gibi 1 Şubat 1933’te Türkçe ezan okunma olayında olduğu şekilde polis, jandarma, savcı, sulh hakimi, müftü “rejim ve inkılapların” korunması bakımından görevlerini yerine getirmemişlerse Türk Genci müdahale edecek; uygun bütün araçlarla “kendi eserini” “rejimi ve inkılapları” koruyacaktır. Türk Gençliğine hitabında da “Memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve delalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleri ile tevhid edebilirler” “Ey Türk istikbalinin evladı; işte bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklal ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda, mevcuttur.” Sözleriyle, Bursa Nutku arasında öz bakımından hiçbir fark yoktur.

(…)

 

ATATÜRK BURSA NUTKU’NU SÖYLEMİŞTİR

1 Şubat 1933’te, Burs’da öğlenden sonra otuz kadar şahıs Ulucami yanında bulunan Evkaf Müdürlüğü’ne başvurarark ezan ve kametin İstanbul ve diğer şehirlerde olduğu gibi Bursa’da da Arapça okunmasını istemişlerdir. Evkaf müdürünün emrin yukarıdan geldiğini, kendisinin yapacağı bir şey olmadığını bildirmesi üzerine, arkalarına daha büyük bir kalabalık toplayarak valiliğe gitmek istemişlerdir. Fakat bu isteklerine ulaşamadan polis kuvvetleri tarafından dağıtılmışlardır. Müşevviklerle; önayak olanlar yakalanarak tahkikata başlanmıştır.

 

Bu sırada Atatürk, mevsimin kış olmasına rağmen 22 gün süren bir yurt gezisi yapmaktadır. Bursa olayını duyar duymaz olaya büyük bir önem vererek yola çıkmış, büyük bir hızla 5 Şubat 1933 günü saat 5:00’te Bilecik’e varmış ve sabah olmasını beklemeden otomobille hareket etmiş ve 9:30’da Bursa’ya varmıştır.

 

Atatürk ‘ün büyük bir hızla Bursa’ya gelmesini Cumhuriyet gazetesinde Yusuf Ziya Bey şöyle anlatmaktadır: “Yirmi iki gündür, adımlarının izleriyle yurdu bir altın haleye saran Gazi, Afyon tepelerini aydınlatırken Bursa ovasına küçük bir irtica gölgesi çöktü. Bir anda onun bir tepeden bir ovaya karanlıkları yırtan bir yıldırım hızıyla düştüğünü gördük” ( 8 Şubat 1933, Cumhuriyet Gazetesi).

 

Atatürk olayla bizzat meşgul olmuş, 6 Şubat’ta Anadolu Ajansı’na şu tebliği vermiştir:

 

“Bursa’ya geldim. Hadise hakkında alakadarlardan malumat aldım. Hadise haddizatında fazla ehemmiyeti haiz değildir. Herhalde, cahil mürteciler adaletin pençesinden kurtulamayacaklardır. Hadiseye dikkatimizi bilhassa çevirmemizin sebebi, dini siyaset ve herhangi bir tahrike vesile etmeye asla müsamaha etmeyeceğimizin bir defa daha anlaşılmasıdır. Meselenin mahiyeti esasen din değil, dildir. Kati olarak bilinmelidir ki; Türk milletinin milli dili ve milli benliği bütün hayatına hâkim esas kalacaktır.”


Olayın soruşturması ile Adalet Bakanı Yusuf Kemal Bey’le, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya Bey görevlendirilmişlerdir. Olayda görevlerini ihmal eden Bursa Savcısı Sakıp Bey’e ve Bursa Sulh Ceza Hakimi Hasan Bey’e ve Bursa Müftüsü Nurettin Bey’e işten el çektirilmiştir. 15 kişi tevkif edilmiştir.

 

Bursa’da çıkan Arkadaş Gazetesi sahibi, gazeteci Rıza Ruşen Yücer 1947’de “Atatürk’e Ait Birkaç Fıkra ve Hatıra” adlı bir eser yayımlıyor. Bu kitabında Bursa olayını kısaca anlattıktan sonra nutkun nasıl söylendiğini şöyle açıklamaktadır: (Baknız "Birinci Tanık")


BİRİNCİ TANIK

“O akşam Çekirge yolundaki köşkte Atatürk’e bir yemek verildi. Sofrada 13-14 kişi var. O günkü hadiseden dolayı Atatürk’ün gönlünü almak için, bu on dört kişiden birisi:

 

- Efendim, diye söze başladı… Bursa gençliği bu hadiseyi hemen bastıracaktı. Fakat zabıta ve adliyeye oln güveninden ötürü… devam edemedi. Atatürk bir işaretle sözünü kesti… Sonra Türk gençliğinden ne anladığını şöyle tarif etti:

 

Türk genci, inkılapların ve rejimin sahibi ve bekçisidir diye başlayan Bursa Nutku’nu söylemiş ve şöyle bitirmiştir: İşte benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği… dedi.”

 

1958’DE NUTUK İNKÂRA KALKILIYOR

Rıza Ruşen, Bursa Nutku’nu gördüğü ve işittiği bir olay olarak anlatmaktadır. Bu küçük kitapta bulunan Nutuk 1947’den 1958’e kadar hiçbir itiraza uğramamıştır. Fakat 1958 senesi 19 Mayısı’nda nutkun Ulus Gazetesi’nde yayınlanması üzerine iktidar çevreleri ve telaş ve endişeye düşmüşler, bir taraftan iktidar organı olan Zafer Gazetesi “… Atatürk adına sahte metinler kaleme almak ve kendi uydurması olan bir beyannamenin altına Atatürk imzasını atmakla siyasi sahtekarlık ile kalpazanlığı artık üzerinde durulması lazım bir hududa götürmüştür…” şeklinde suçlarken Ankara Savcısı Rahmi Ergil de işe el koymuştur.

 

19 Mayıs 1958 günü saat 22:30 da Basın Savcısı Cumhur Oymakoğlu gazeteye telefon ederek nutkun nereden alındığını sormuştur.

 

20 Mayıs günü Ülkü Arman adliyeye götürülmüştür. Savcı Başyardımcısı Ziya Ülgener tarafından ve Başsavcı Rahmi Ergil tarafından sorguya çekilmiştir. Nutkun kaynağının en kısa zamanda bulunması istenmiştir.

 

İşte o sırada Rahmi Ergil:

 

a) Türk İnkılabı Tarihi Enstitüsü’nün neşriyatı meyanında “Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri” adlı 3 ciltlik kitapta yer almamasına,

 

b) Rıza Ruşen Yücer’in önsözünde “Naklettiğim fıkra ve hatıralar gerçekten olmuş mudur? Bunu kesin olarak temin edemem. Çünkü: Ben tevsikten ziyade ve sadece işittiklerimi – duyduğum şekle sadık kalarak – tespit ve nakle önem verdim” şeklinde beyanlarına dayanılarak mevsuk bulunmadığı ileri sürülmüştür.

 

Her ne kadar ileride de temas edeceğimiz gibi, Menderes’in, 1949 yılında DP’li Şeref Balkanlı’nın İzmir’de DP erkânı önünde Celal Bayar tarafından eline verilen ve okunan nutuktan dolayı hakkında takibat yapılmadığını öğrenmesi üzerine, Ulus hakkındaki takibat durdurulmuştur. Durdurulmuştur ama bugün yapılan iddiaların kaynağı oradan gelmektedir.

 

İKİNCİ TANIK

1958’de Ulus Gazetesi’nde Bursa Nutku’nun yayımlanmasından ötürü soruşturma açıldığı zaman olayın bir tanığı daha ortaya çıkmış ve tarihçi Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu olaya şöyle tanıklık etmiştir:

 

“Bu olay Arapça ezanın kaldrırıldığı zaman olmuştur. Mustafa Kemal İzmir’deydi. Bursa’da Ulucamii’de bir müezzinin ezanı Türkçe okumayıp Arapça okuduğunu öğrendi. Sofradaydık, derhal hususi trenin hazırlanmasını emretti. Tren öylesine bir şekilde geldi ki, Karaköy’e kadar Mustafa Kemal bağırıyordu. “Yavaş gidiyor daha süratli” Karaköy’den otomobille gayet bozuk bir yoldan Bursa’ya varıldı. Paşa’nın oradan kalkıp Bursa’ya geldiğini haber alınca, Ankara “Bu telaşa sebep ne” demiş. Bunu Mustafa Kemal duymuştu. “Bir müezzin Arapça ezan okuyor. Ne vali, ne müddeimumi, ne polis hadiseyle ilgileniyor. Biz inkılap yapıyoruz. Bir milletin kaderini elimize aldık, çocuk oyuncağı mı bu işler? Bu eserin kurucusu benim. Bursa’da devlet makamları inkılapları korumak için alakalanmadıklarında benim ne yapmamı istiyorsunuz? Durmamı mı?” dedi. Ondan sonra verilen yemekte bu sözleri söyledi. Konuşmanın gazetelerde neşredilmediğini hatırlıyorum.”

 

ÜÇÜNCÜ TANIK

Bursalı gazeteci Musa Ataş da Atatürk’ün Bursa Nutku’nu söylediğine tanıktır. Bu görüşlerini ölmeden bir süre önce Bursa’da çıkan Hâkimiyet gazetesinin 5 Mart 1963 Hâkimiyet ve 18 Mart 1963 tarihli nüshalarında yayımlamıştır. Aynı zamanda Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Afet İnan tarafından verilen ve 23.1.1964’te Senato’da Milli Eğitim Bakanı İbrahim Öktem tarafından okunan cevap yazısında da Atatürk’ün bu nutku söylediği anlaşılmaktadır. Musa Ataş Atatürk’ün bu nutku söylediğine tanıktır.

 

Musa Ataş, 18 Mart 1963 tarihli Hâkimiyet gazetesinde çıkan yazısında şöyle demektedir:

 

“Aradan 30 sene geçmiş. Bunları bulmak kolay değildir. Bursa gazetelerinde çıkanlar ise, sahipleri öldüklerinden koleksiyonlarının ne olduğunu bilmiyorum. Yalnız bu vaka üzerine Büyük Atatürk’ün yaptığı üç konuşmadan en mühimi olan belediye meclisi salonunda gençliğe yaptığı hitabesini mealen hafızamda saklıyorum. Orada Atatürk gençliğe hitaben demiştir ki:

 

- Bu hadise mühüm fiili bir hareket değildir. İrticai bir mahiyeti de yoktur. Fakat size şunu bildireyim ki, meş’um Menemen irticai hadisesi, inkılplarımıza karşı yöneltilen bir hareketi önleyici Türk gençliğinin mevcut olduğunu göstermiştir. Kubilay gibi genç ve idealist bir ihtiyat zabiti kendisini bu uğurda feda etmiştir. Onu örnek alın. Herhangi irticai bir hareket olursa onun karşısında daima siz bulunacaksınız. Çünkü inkılaplarımızı ve Türkiye Cumhuriyeti’ni size emanet ettik. Hangi şartlar altında olursa olsun hiçbir devlet kuvvetine dhi dayanmadan bunları siz koruyacaksınız. Alacağınız kuvvet bütün Türk milletinindir. Böyle hareketlerde sizi pervasızca daima bunların karşısında görmek Türk milletinin en büyük inancıdır.”

 

Bu konuşmadan sonra gençler Atatürk’ü hararetle alkışladılar. “Yolundayız Paşam” dediler.

 

TÜRK TARİH KURUMU’NUN BURSA NUTKU HAKKINDA KARARI

“Türk Tarih Kurumu Yönetim Kurulu’nun 24 Ekim 1966 tarihli toplantısında Bornova Asliye Hukuk Hakimliğinin 27/9/1966 tarih ve 1966/338 sayılı yazısı ve bu yazıya ekli Atatürk’ün Bursa Nutku ile ilgili sözlerin üzerine gerekli incelemeler yapılmıştır. Bu incelemeler sonunda bu sözlerin Atatürk’ün 1933 Şubatı’nda Bursa’da yaptığı konuşmadan mealen alınmak suretiyle çeşitli tarihlerde basılmış olduğu kanaatine oybirliği ile varılmıştır.”

 

Kaynak: Atatürk’ün Bursa Nutku (Tanık ve Belgelerle), Reşit Ülker, Cumhuriyet Gazetesi Kitapları