Yazdır E-posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

 

Atatürk’ün, Milletvekili Seçimi Kanununun değiştirilmesi için birkaç milletvekilinin verdiği önerge üzerine 2 Aralık 1922 tarihinde Mecliste yaptığı konuşma

 

Bu tasarı özel bir amaç güdüyor. Bu amaç bana yöneltildiği için, izin verirseniz, birkaç sözcükle düşündüklerimi bildireyim. Bu tasarı, doğrudan doğruya, beni yurttaşlık haklarından yoksun bırakmaya yönelmiştir. On dördüncü maddesinde yazılı satırları gözden geçirecek olursanız, göreceksiniz ki;Büyük Millet Meclisine seçilebilmek için, ya Türkiye’nin bugünkü sınırları içinde kalmış yerlerin halkından olmak ya da bu seçim bölgelerinden birinde yerleşmiş olmak, göçmen olarak gelmişse yerleşmesi üzerinden en az beş yıl geçmiş olmak şart koşuluyor.

 

Ne yazık ki doğduğum yer, bugünkü sınırlar dışında kalmış bulunuyor. Herhangi bir seçim bölgesinde beş yıl olsun oturup kalmış da değilim. Doğum yerim bugünkü sınırlar dışında kalmıştır ama bunda benim ne eksiğim, ne suçum var! Bunun nedeni, bütün ülkemizi, darmadağın etmek, yok etmek isteyen düşmanların dilediklerini tam gerçekleştirmekten alı konamamış olmasıdır. Eğer düşmanlar amaçlarına tam ulaşmış olsalardı, Tanrı korusun, bu tasarıya imzasını koyan bayların memleketleri de sınır dışında kalabilirdi.

 

Bundan başka, bu maddenin istediği koşul bende yoksa, aralıksız beş yıl bir seçim bölgesinde oturup kalamamışsam, bu da, yurda yaptığım yararlıklar yüzündendir. Eğer bu maddenin istediği koşulu kazanmaya özenseydim, İstanbul’u kazandırmakla sonuçlanan Arıburnu ve Anafarta savaşlarını yapmamaklılığım gerekirdi. Eğer ben bir yerde beş yıl oturup kalsaydım, Bitlis’i ve Muş’u aldıktan sonra Diyarbakır’a doğru ilerleyen düşmanın karşısına çıkmamaklığım, Bitlis ve Muş’u kurtarmayı gerçekleştiren ödevimi yerine getirememekliğim gerekirdi. Bu bayların istedikleri koşulları kazanmak isteseydim, Suriye’yi boşaltan ordularımızın kalıntısından Halep’te bir ordu kurarak düşmana karşı koymamaklığım ve bugünkü ulusal and (Milli Misak) sınırlarını o günden çizip gerçekleştirmemekliğim gerekirdi.

 

Sanırım ki ondan sonraki çalışmalarımı bilmeyen yoktur. Hiç bir yerde beş yıl oturamayacak kadar uğraşıp didinmiş bulunuyorum. Ben sanıyordum ki, bu yararlılıklarımdan dolayı ulusumun sevgisini, saygısını kazandım ve belki bütün İslâm dünyasının da gözüne girmiş bulunuyorum. Bütün bu sevgilere karşılık, yurttaşlık haklarımın elimden alınmak isteneceğini hiç düşünemezdim. Tasarlıyordum ki yabancı düşmanlar canıma kıymak yoluyla bu yönden yararlı olmaktan beni alıkoymaya çabalayacaklardır. Ama hiçbir zaman aklımın köşesinden geçmezdi ki yüce mecliste bunlarla bir düşünen iki üç kişi olsun çıkabilecek! Bunun içindir ki şimdi ben anlamak istiyorum :

 

Bu baylar seçim bölgeleri halkının duygularını ve dileklerini mi dile getiriyorlar? Yine bu baylara karşı söylüyorum : Milletvekili olduklarına göre bütün bir ulusun da vekili sayılırlar. Peki, ulus bu baylarla bir düşüncede midir?

 

Benim yurttaşlık haklarımı elimden almak yetkisi bu baylara nereden verilmiştir? Bu kürsüden, yüksek kurulunuza ve bu bayların seçim bölgeleri halkına ve bütün ulusa soruyorum ve karşılık istiyorum.

 

(Bundan sonra bazı milletvekillerinin, Mustafa Kemal Paşanın büyük şahsiyetlerini belirten demeçleri üzerine)

 

Gazi Mustafa Kemal Paşa - Benim müstesna olduğuma dair bir kanun yoktur.

 

Aynı konuşmanın aslı


Efendim! Bu teklif-i kanuni bir maksad-ı mahsus ihtiva ediyor ve bu maksad-ı mahsus doğruca şahsa taallûk ettiğinden müsaade ederseniz birkaç kelime ile fikrimi arz etmek istiyorum.

 

Erzurum Mebusu Süleyman Necati ve Mersin Mebusu Salâhattin ve Canik Mebusu Emin Beyefendiler tarafından teklif olunan lâyiha-i kanuniye, doğrudan doğruya benim şahsımı vatandaşlık hukukundan ıskat etmek nokta-i nazarına mâtuftur.

 

Yusuf Ziya Bey (Bitlis) - Hatıra gelmez o.

 

Salih Efendi (Erzurum) - Şahsın çok muhteremdir.

 

Mustafa Kemal Paşa Hazretleri (devamla) - On dördüncü maddede yazılı olan satırları gözden geçirecek olursanız orada deniliyor ki :

 

“Büyük Millet Meclisi'ne âza intihap olunabilmek için Türkiye’nin bugünkü hudutları dâhilindeki mahaller ahâlisinden olmak meşruttur. Veya daire-i intihabiye dâhilinde mütemekkin olmak meşruttur. Ondan sonra muhacereten gelenlerden Türk ve Kürtler tarih-i iskânlarından itibaren beş sene mürur etmişse intihap olunabilirler.”

 

Maalesef mahalli tevellüdüm bugünkü hudutlar haricinde kalmış bulunuyor. Saniyen her hangi bir daire-i intihabiyenin beş sene mütemekkini dahi değilim. Mahalli tevellüdüm bugünkü hududu millîmizin haricinde kalmıştır. Fakat bu böyle ise bunda benim katîyen bir kast ve kabahatim yoktur (hâşâ Paşa Hazretleri! sesleri). Bunun sebebi bütün memleketimizi, milletimizi mahvü muzmahil etmek isteyen düşmanların harekâtında muvaffak olmaktan kısmen men edilememiş olmasıdır. Eğer düşmanlar tamamen maksatlarında muvaffak olmuş olsalardı, Allah muhafaza etsin, buraya vâziülimza olan Efendilerin dahi memleketleri hudut haricinde kalabilirdi. Bundan başka bu maddenin talebettiği şartı haiz bulunmuyorsam, yani beş sene mütemadiyen bir daire-i intihabiyede sakin olamamışsam o da bu vatana ifa ettiğim hidemat yüzündendir.

 

Eğer bu maddenin talebettiği şartı ihraza çalışsaydım İstanbul'u kazandırmaktan ibaret olan Arıburnu ve Anafartalar'daki müdafaatımızı yapmamaklığım lâzım gelirdi. Eğer ben bir yerde beş sene oturmağa mahkûm olsaydım Bitlis ve Muş'u aldıktan sonra Diyarbakır istikametinde tevessü eden düşmanın karşısına çıkmamaklığım, Bitlis ve Muş'u kurtarmaktan ibaret olan vazifemi yapmamaklığım lâzım gelirdi. Bu Efendilerin talebettiği şeraiti ihraz etmek isteseydim Suriye'yi tahliye eden orduların enkazından Halep'te bir ordu teşkil ederek düşmana karşı müdafaa etmemekliğim ve bugün hudud-u millîye dediğimiz hududu fiilen tesbit etmemekliğim lâzım gelirdi. Zannediyorum ki; ondan sonraki mesaim cümlenin malûmudur. Hiçbir yerde beş sene oturmayacak kadar sarfı mesai etmiş bulunuyorum. Ben zannediyorum ki, bu hidematımdan dolayı milletimin mubabbetine ve teveccühüne mazhar oldum(hay, hay! sesleri).

 

Belki bütün âlemi İslâm’ın muhabbet ve teveccühüne mazharım. Binaenaleyh, bu tevecühata mukabil vatandaşlık hukukundan ıskata mâruz kalacağımı asla hatıra getirmezdim. Tahmin ediyorum ve ediyordum ki, ecnebi düşmanlar bana suikasdetmek suretiyle de memleketimdeki hizmetimden beni tecride çalışacaklardır. Fakat hiçbir zaman hatır-ı hayalime getiremezdim ki, Meclisi âlide velev üç kişi olsun aynı zihniyette bulunabilsin. Binaenaleyh ben anlamak istiyorum. Bu Efendiler daire-i intihabiyeleri halkının ciddî olarak...

 

İhsan Bey (Cebelibereket) - Paşa Hazretleri, kime soruyorsunuz? İki üç kişinin galât ifadesi umum Meclise ait olabilir mi?

 

Mustafa Kemal Paşa - Buraya vâzıülimza olan Efendilere söylüyorum. Bilmek istiyorum ki, bu Efendiler daire-i intihabiyeleri halkının ciddî olarak tercüman-ı fikir ve hissi midirler? Yine Efendilere karşı söylüyorum. Mebus olmak itibariyle tabiî şamil bir sıfatı cami bulunuyorlar. Binaenaleyh demek istiyorum ki millet, bu Efendilerle hemfikir midir? (katîyen sesleri).

 

Saniyen Efendiler! Beni vatandaşlık hukukundan ıskat etmek salâhiyeti bu Efendilere nereden verilmiştir? Bu kürsüden resmen heyeti âliyenize ve bu Efendilerin daire-i intihabiyeleri halkına ve bütün millete soruyorum ve cevap istiyorum.

 

Gazi Mustafa Kemal Paşa - Benim müstesna olduğuma dair bir kanun yoktur. (Bundan sonra bazı milletvekillerinin, Mustafa Kemal Paşanın büyük şahsiyetlerini belirten demeçleri üzerine bu sözü söylemiştir.)

 

Kaynak : www.yargitay.gov.tr
(Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, I-III Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurulu, Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, Ankara, 1989, s. 298-300)